I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

  • the help – tate taylor

    kathryn stockett’in kitabından sinemaya uyarlanmış olan 2011 yapımı the help amerikalılar’ın yüz karası denebilecek bir dönemde geçiyor. siyahların “renkli” olarak adlandırıldıkları ve beyazlardan tamamen farklı yaşam koşullarına tabî tutuldukları mississippi-jackson filmin mekanı. hani herkes osmanlılar’ın 1915’teki sözde ermeni soykırımını konuşuyor, henüz tarihçiler bile konu üstünde %100 kesin görüş belirtemezken herkes dilediğince ahkam kesiyor, her iki taraftan da sürüyle insanın öldüğünü görmezden…

  • a dangerous method – david cronenberg

    kabul ediyorum, the artist gibi bir sessiz filmden sonra bol konuşmalı, ve hatta sade konuşmalı a dangerous method‘a geçmek pek akıl karı değildi. ama nereden bilebilirdik ki david cronenberg gibi bir dahinin bu kadar sıradan bir filme imza atabileceğini! sabina spielrein-carl jung-sigmund freud’un 1900lerin başında çok konuşulmuş hasta-doktor ilişkisini lisa appignanesi’nin mad, bad and sad adlı kitabından okuduğunuzda bile, eminim ki,…

  • the artist – michel hazanavicius

    sessiz filmlere karşı özel bir sempati vardır bizim evde. o yüzden modern bir sessiz film olduğunu düşündüğümüz the artist için de daha izlemeden sempati besledik. michel hazanavicius’un oscar alması beklenen filmi güzel olmasına güzel ama sesle olan ilişkisi dışında (bir kabus sahnesinde seslerin birden gelmeye başlaması ve en sondaki bir-iki cümlelik diyalog) modern hayata pek dokunduğu söylenemez. daha çok bir…

  • kara rağmen

    biliyorum, herkes bizim gibi sıcak evlerde, ofislerde geçirmiyor gününü. evsizler, bütün gün açıkhavada çalışmak zorunda olanlar, kara karşı kanat çırpmakta zorlanan kuşlar, yemek bulamayan hayvanlar var. biliyorum, işine yakın yerlerde oturmayanlar için karda kışta evin yolunu bulmak, iptal edilen vapurlara, deniz otobüslerine rağmen dere tepe aşıp yuvaya ulaşmak çok güç. ve biliyorum, bu soğuklar yüzünden doğalgaz faturası yine ayyuka çıkacak.…

  • the descendants – alexander payne

    alexander payne filmlerini seviyorum, başrolde hiç bayılmadığım georges clooney olduğu zaman bile! about schmidt ve sideways ile sinema tarihime adını altın olmasa da gümüş harflerle yazdıran payne, kaui hart hemmings’in aynı adlı kitabından uyarladığı the descendants‘ta annenin bir kaza sonucu komaya girmesiyle hayatları “alt-üst” olan hawai’li köklü bir aileyle tanıştırıyor bizi. annenin yavaş yavaş aradan çekilmesiyle clooney’nin canlandırdığı baba karakterinin iki…

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir