I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

alexander payne filmlerini seviyorum, başrolde hiç bayılmadığım georges clooney olduğu zaman bile!

about schmidt ve sideways ile sinema tarihime adını altın olmasa da gümüş harflerle yazdıran payne, kaui hart hemmings’in aynı adlı kitabından uyarladığı the descendants‘ta annenin bir kaza sonucu komaya girmesiyle hayatları “alt-üst” olan hawai’li köklü bir aileyle tanıştırıyor bizi. annenin yavaş yavaş aradan çekilmesiyle clooney’nin canlandırdığı baba karakterinin iki kızıyla olan ilişkisi hem çetrefilleşiyor hem de farklı dinamikler üzerinden yeniden kuruluyor. aslında çok dramatik olan hikaye hawai’nin güneşli havası sayesinde neredeyse bir komediye dönüşüyor. karmaşadan düzlüğe çıkarken kendi düzlük kavramlarını da baştan yaratan bir çekirdek ailenin sevimli hikayesi…

georges clooney son zamanlarda bir nevi jim carrey gibi sevimli karakterlere bürünmeye mi çalışıyor, bana mı öyle geliyor acaba bu arada…

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir