I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

  • bienal vs.?

    meraklı bir kedi gibiyim. her yandan bienal sırasında istanbul’da açılacak diğer sergilerle ilgili haberler geliyor ve merakım daha da artıyor. eylül ayı bol hareket getirecek istanbul’a: kutluğ ataman’ın mezopotamya dramaturjileri arter‘de olacakmış örneğin. halil altındere’nin solo retrospektif sergisi eski tophaneli galeri outlet‘in yeni sıraselviler galerisi pilot’ta yer alacakmış. bir le corbusier sempozyumu ve sergisi santralistanbul‘da gerçekleşecekmiş. başka bir mimari odaklı…

  • el orfanato – juan antonio bayona

    guillerme del toro’nun “sunduğu” bir film daha: 2007 yapımı el orfanato (the orphanage) eski bir yetimhaneyi ev olarak satın alan bir ailenin başına gelenler etrafında dönen bir gerilim filmi. bir mekanın mimari hazinesine sırtını dayamış, ondan kaynaklanan ve onu gösteren, biraz the shining biraz the others etkileşimli, los ojos de julia‘dan hatırladığımız belen rueda’nın bir kez daha başrolde, geraldine chaplin’in ilmi medyum…

  • a matter of life and death – m. powell & e.pressburger

    ikinci dünya savaşı. bir ingiliz pilotun yanmakta olan uçaktaki son dakikaları. telsizle iletişim kuruyor, genç bir kadın çıkıyor karşısına. son dileklerini iletirken ölümden korkmadığını, paraşütü bile olmadığını fark ediyoruz. annesine, kardeşlerine onları sevdiğini iletmesini istiyor genç kadından, onu görmüş olsaydı sevebileceğini de söylüyor. kadın ağlarken bağlantıyı kesiyor ve atlıyor. ama ölmesi gerekirken ingiltere’nin sisi sağ olsun ölüm meleği pilotumuzun izini…

  • la voie lactée – luis bunuel

    bir hristiyanlık taşlaması, sürrealist eğlencelik, ateizm methiyesi olarak tanımlanabilecek olan 1969 yapımı la voie lactée bir bunuel filmi düşündüğünüzde aklınıza gelebilecek her şeyi içinde barındırıyor. yolda bir anda görünür olan tuhaf kılıklı insanlar, isa benzeri bir çocuk, dinle ilgili ciddi ciddi tartışan garsonlar, incil’den canlandırılan sahneler arasında zamanda yolculuklar eşliğinde iki adamın ispanya’daki santiago de compostela’ya yaptıkları bir haç yolculuğunu anlatan…

  • bir radikal klasiği!

    bu konuyu görmezden gelmeye çalışıyordum ama artık dayanamayacağım: ne zaman radikal geçse elime sonu olmayan makaleler, yazılar silsilesiyle karşılaşıyorum. bu işe özen göstermek, kontrolünü yapmak kimin göreviyse yapmadığı belli. bugünki radikal’de de cüneyt özdemir’in yazısında aynı şeye (yukarıda göründüğü şekliyle) rastlayınca  gazeteyi elimden attım artık. çok şey mi istiyoruz acaba? bir gazete için bu kadar mı zor bir yazıyı tam olarak sayfasına…

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir