Cette histoire est entièrement vraie, puisque je l’ai imaginée d’un bout à l’autre – Boris Vian

  • la voie lactée – luis bunuel

    bir hristiyanlık taşlaması, sürrealist eğlencelik, ateizm methiyesi olarak tanımlanabilecek olan 1969 yapımı la voie lactée bir bunuel filmi düşündüğünüzde aklınıza gelebilecek her şeyi içinde barındırıyor. yolda bir anda görünür olan tuhaf kılıklı insanlar, isa benzeri bir çocuk, dinle ilgili ciddi ciddi tartışan garsonlar, incil’den canlandırılan sahneler arasında zamanda yolculuklar eşliğinde iki adamın ispanya’daki santiago de compostela’ya yaptıkları bir haç yolculuğunu anlatan…

  • bir radikal klasiği!

    bu konuyu görmezden gelmeye çalışıyordum ama artık dayanamayacağım: ne zaman radikal geçse elime sonu olmayan makaleler, yazılar silsilesiyle karşılaşıyorum. bu işe özen göstermek, kontrolünü yapmak kimin göreviyse yapmadığı belli. bugünki radikal’de de cüneyt özdemir’in yazısında aynı şeye (yukarıda göründüğü şekliyle) rastlayınca  gazeteyi elimden attım artık. çok şey mi istiyoruz acaba? bir gazete için bu kadar mı zor bir yazıyı tam olarak sayfasına…

  • lektionen in finsternis – werner herzog

    buyrun bir çılgın: werner herzog. 1992 yapımı lessons of darkness ırak’ın kuveyt’i işgali sonrası ateşe verilen petrol kuyularını beyaz perdeye tüm “dünyanın sonu geldi” hissiyatı, “karanlık” gerçekliği ve “ateşli” gerçeküstülüğüyle taşıyor. çekimler etkileyici, teknik anlamda sanki 2000li yıllardan bir film izliyorsunuz, hatta burası ya başka bir planet (geniş açı çekimler sayesinde), ya da bir maket diye düşünüyorsunuz. helikopter çekimleri o…

  • teorema – pier paolo pasolini

    çok merak ettiğimiz bir film vardı, dün akşam izlemeyi başardık: yine pasolini’den teorema. 1968 yapımı film tam bir gizem kumkuması. anne, baba, bir kız, bir erkek iki çocuktan oluşan bir ailenin evindeyiz. zengin olduğu her halinden belli olan aileye evde yaptıkları bir parti sırasında gizemli bir adam dahil oluyor ve varlığını sorgusuz sualsiz, hatta bir tür büyülenmişlik haliyle kabul ediyorlar.…

  • mamma roma – pier paolo pasolini

    italyanlar’ın biz türkler gibi aşırı duygusal, duygularını ortaya koymaktan ve onlara göre hareket etmekten sakınmayan insanlar olduğunu düşünürüm hep. belki de bu yüzden yabancılarla dolu büyük bir grup içinde italyanlar’la anlaşmak, yakınlaşmak hep daha kolay gelir, kendimi bir anda onların yamacında bulurum. yüksek sesle konuşurlar, tıpkı bizim gibi. bağırıp çağırır, her yeri çınlatan kahkahalar atar, zengin sofralar hazırlayıp uzun sohbetlere…

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir