-
iDANS tersanesinde işçi hakları
dün akşam iDANS-4 kapsamında bomonti binasında maria baroncea, eduard gabia ve dragana bulut’un sundukları e.i.o adlı gösteriyi izledik. tanıtım yazısı şöyle: “romanya/sırbistanlı kolektif, sanatta değer üretimi ve bunun yeniden paylaşımı üzerine, izleyicisinin ortak-yaratıcı olduğu bir performans sunuyor. kendi deyimleriyle bu performans “pratik çözümlerin ütopik bir kurmacası.””fazla bir yorumum yok. “gönlünden ne koparsa” şeklinde fiyatlandırılan oyuna girmek için bir miktar para…
-
tünelin çıkışına yaklaştık mı acaba?
bizim memlekette mezarda emekliliğe kimsecikler baş kaldırmaz, en ufak ses çıkmazken, fransızlar emeklilik yaşının 60 yerine 62 olarak değiştirilmesine karşı ayaklanmış durumdalar. bırakın orta yaşlıları ayaklanma liseliler tarafından başlatıldı ve tüm fransa, paris’ten başlayarak isyanda. yarın, senatoda oylamaya sunulacak emeklilik yasası ile ilgili tüm ülkede karşı ayaklanma başladı. benzin stokları tükenmiş durumda. ne metro ne de otobüs hatları doğru düzgün…
-
şarkı söylerken olanlar
dün gece teknik aksaklıkların biçimlendirdiği bir 1:songs izledik iDANS kapsamında. nicole beutler’in ilk izlediğimden beri aklımdan çıkmayan etkileyici ve samimi işi, maalesef açılması unutulan mikrofonlara kurban gitti. üstelik provadan sonra bir mikrofon neden kapatılır,onu bile anlamak imkansız. buna rağmen sahnedeki sanja mitrovic’in durumu çok iyi kurtardığını düşünüyordum ki, çıkışta “çok kötü oldu teknik aksaklıklar” derken, “aksaklık mıydı onlar?!” diye soranlar…
-
bir yorum
radikal’de olaylarla ilgili bedri baykam’ın görüşüne yer verilmiş. söylemeye çalıştıklarımı özetliyor kısaca:“(…)İstanbul’daki olaylara baktığımızda Türkiye’nin yaşadığı gerilim ortamında sanatçılara da düşen kaçınılmaz hassasiyet dengeleri olduğunu söyleyebiliriz. Amerika’da Türkiye’de ya da Hollanda’da öyle bilerek kurgulanmış söz ve görsellerle yaratılmış işler olabilir ki, binlerce kişinin ölümüne neden olabilir. Bu gerilim ortamında her seçim bir vakadır.”
-
izleyiniz! -4
ve bu kötü günlerde insanın içini ısıtan, güneş ışığı ile dolduran bir film: lake tahoe. meksikalı yönetmen fernando eimbcke’nin ikinci uzun metrajı imiş. kısa sahnelerden oluşan film, uzak çekimleriyle seyircisini hep belli bir uzaklıkta tutsa da, juan’ın başına gelenlere gülmemek, kendinizi 90 dakikalığına da olsa siestanın biçimlendirdiği, bu insansız mekanın sessiz bir köşesinde bir hamağa bırakmak istememek imkansız. uzaklık, yavaşlık,…