-
impulstanz üstüne-1
impulstanz sadece avusturya’nın değil avrupa’nın ve hatta dünyanın en büyük ve önemli dans festivallerinden biri. bir ayı geçen programı, dansçıları cezbeden atölyeleriyle herkesin gelmek istediği bir yer. ama ben yine de bazı şeylere şaşırmadan edemedim. birincisi festival salonlarla sınırlı kalıyor. şehri içine alamamış, belki almayı da umursamayan ama bu durumuyla da bir “community festival” olmanın ötesine, bence, geçemeyen bir etkinlik.…
-
devam
viyana’da havanın ısınacağı yok, belli oldu. gündüz müzelere, akşam gösterilere sığınmak soğuktan kaçmanın en iyi yolu. viyana’nın o pek methedilen sanat hayatıyla içli dışlı olmaya geçen gece en şatafatlı tiyatrolardan volkstheater’de rosas’ın 1984 yapımı elena’s aria‘sını, dün ise kunst halle g’de nicole peisl’in viefalt‘ını izleyerek devam ettik. anna teresa de keersmaeker’in sahnede ilk defa konuşma ve video görüntüleri kullandığı elena’s aria…
-
viyana’nın puslu göğü altında
impulstanz başladığına göre yolumuzu viyana’ya düşürmeden olmazdı. hava soğuk, gösterilerse sıcak. bugünün incileri valerie oberleithner’ın splendid isolation işi ve melanie maar’ın spaces and bones‘uydu. “inci” kelimesinin hakkını verense arı bir dans sunan maar oldu kesinlikle. judson church’ten geçen maar’la ilgili uzun uzun konuşuruz başka bir gün, şimdilik benden size bir youtube videosu gelsin.
-
sansüre siyah bant
danzon‘un son yazısından sonra mail kutuma düşen bir yeni site haberini paylaşmam gerek: siyah bant. içeriğinin mümkün olduğunca az yenileneceğini umduğum ilk site… son edebiyat vakalarını (william s. burroughs ve chuck palahniuk) atlamaları hoş olmamış bir tek. bir an önce eklenecektir ama kesin…
-
play time – jacques tati
1967 yapımı play time alışık olmadığımız modern bir paris’te bir gündelik hayat koreografisi/komedisi kısaca. modern hayatın teknolojik oyuncakları, camdan binalar içinde/arasında kaybolan insanlar tüm film boyunca bir oraya bir buraya koşturup durdular. iç ve dış ayrımını en aza indirgeyen cam kapılar, binalar, evler aslında insanların birbirlerine ulaşmasını daha da zorlaştırdılar, kırılan burunlar da cabası. jacques tati’nin meşhur m. hulot karakteriyle…