Cette histoire est entièrement vraie, puisque je l’ai imaginée d’un bout à l’autre – Boris Vian

  • içimizi açmayan filmler

    bu hafta şansısız filmler konusunda. dün belki de sadece sibel kekilli’den dolayı varlığından haberdar olduğumuz ayrılık (ingilizcesi when we leave), bugünse shane meadows’un this is england‘ı içimi oldukça kararttılar. içimden kerem akça gibi “bu filmlere gitmeyin” demek geliyor ama işin ucunda mahkemeler, davalar, tazminatlar olduğuna göre artık en hafif eleştirilerle yetinip, aman ona buna kimseye hiçbir şeye dokunmasın diye uğraşmaktan başka…

  • masa da masa

    viyana kapılarına dayanmak bir yana, en derinlerine kadar girdik, sokak sokak gezdik ama istanbul’a dönünce bir de baktık ki zabıtası, polisi, tayyip’i de bizim kapılara dayanmış. bu sefer olay sokaklara atılmış masalar!viyana’dan döner dönmez soluğu urban’da aldık, bugün radikal’deki köşesinde kemal yılmaz’ın “pek sık gittiğim çağdaş sanat kafesi” olarak tanımladığı yer muhtemelen. sokaktaki herhangi bir masadan birinde oturan dört arkadaşımızın…

  • schiele ile ilk yakınlaşma

    viyana tam bir müzeler kenti. çeşit çeşit müze ve saray gerek koleksiyonlarıyla gerek geçici sergileriyle en çok ilgiyi çekmeye çalışıyorlar. bu ilk viyana ziyaretinde benim ağıma takılanlar ise leopold müzesi, kunst halle ve belvedere sarayı müzesi oldu. bir hafta için az derseniz, daha fazlasına zamanım yetmedi ne yazık ki. özellikle albertina ve methini çok duyduğum ama klasik koleksiyonuyla çok da…

  • şuursuzlar – 2

    milliyet sanat aldık bugün. berrin karakaş candan erçetin’in albümüyle ilgili yazmış, naim dilmener ise daha genel bir müzik yazısı. ikisinde de ilginç bir ortak nokta var: demet akalın methiyesi. biri erçetin’in “demet akalın popu”na doğru gittiğini, biraz fazla “demet akalın stili” olduğunu yazmış, diğeri ajda pekkan’ın “günümüz sound’unun kraliçesi kraliçelerinden demet akalın’ı” taklit ettiğinden dem vurmuş. aralarında birkaç sayfa var…

  • impulstanz üstüne-2

    istanbul’a döndük, kemiklerimizi ısıttık, viyana’dan bahsetmeye hazırız. yazmadığım, yazacak halim kalmadığı süre zarfında izlediklerim kısaca şunlar:ivo dimchev – som favesmaison dahl bonnema – ricky and ronny and hundred stars (a sado country opera)*melk prod. / marco berrettini – si, viaggiaremathilde monnier / ccn montpellier & jean-françois duroure – pudique acide / extasis renewing  bunların ilk üçünü hiç izlememiş olmayı tercih…

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir