I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

ikinci dünya savaşı’nın karanlığını italyan kırsalının güneşli çayırları, bereketli topraklarıyla birleştiren 2009 yapımı bir film. yıl 1943, martina kardeşi kollarında öldüğünden beri konuşmayan bir küçük kız çocuğu, büyük bir çiftlikte yaşayan kalabalık bir italyan ailesi. ama bu sefer özpetek ve fellini filmlerinden alışık olduğumuz şatafatlı sofralar, uzayıp giden spagettiler yok sofrada. naziler en sakin yerlere kadar gelmiş, en masum insanları bile tartaklamaya başlamışlar. bombalamalar, köy halkını “yabancılar”dan gelen direktiflere göre bir koruyup bir ortadan yok olmaya programlanmış partizanlar, dilsizliği ve yeni kardeşine hamile annesinin dünyasında martina’nın gözlerinden izliyoruz bütün olayları. bertolucci’nin 1900‘ünü izlediyseniz köylüler, saman yığınları, bir deri bir kemik inekler, atlar, kırmızı fularlar, zor hayatları bilirsiniz biraz.

böyle bir manzarada bile olsa bir mutlu son göreceğini hayal ediyor insan ama ne yazık ki haneke’nin funny games‘inkinden farksız, içeriye sızan almanlar sonunda en büyük katliamı da gerçekleştiriyorlar. haksızca ve barbarca.

bir zamanlar ikinci dünya savaşı’yla ilgili o kadar çok film izlemiştim ki arka arkaya, bir süre ne film izlemeye ne de bu korkunç savaşın adını duymaya tahammül edemeyeceğimi hissediyordum. l’uomo che verrà (the man who will see) gösterdikleri kadar gösterme biçimiyle de etkileyici bir film. klasiklere dönüş planım bu geceye kaldı sanırım…

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir