-
benim sevdiğim 123
sabah sabah bu röportaj ilişti gözüme: http://cizenbayan.com/anne-ben-groupie-oldum/roportajlar/215-123 bu, herkesin bildiği ve sevdiği 123. benim sevdiğimse biraz farklı, biraz eski. biraz bu şarkıdaki gibi. ilk albüm aksel‘den, balina… kim demiş bu grubun vokale ihtiyacı olduğunu?
-
the awful truth – leo mccarney
işte o çok sevdiğim eski filmlerden biri: başrollerde cary grant ve irene dunne, leo mccarey yönetmen koltuğunda ve alkışlar 1937 yapımı the awful truth için gelsin! 59 günlük evliliklerini birbirlerine güvenlerini yitirdikleri ilk anda bitirmeye kalkan lucy ve jerry’nin komik hikayesi. akıcı diyaloglar, mükemmel oyunculuklar. genelde bir dram ya da trajediye konu olan boşanma ancak bu kadar eğlenceli bir hale getirilebilir.…
-
glastonbury – julien temple
glastonbury julien temple’ın 2006’da ingiltere’nin en büyük müzik festivalinin yıldönümü için yaptığı, iki saati aşan bir belgesel. 1970’ten beri yapılan festivale gidip dağıtasımız geldi. bir de keşke ilk yapıldığı zamanlara ışınlanma olanağımız olsaydı. sanki eskiden daha “sakin”, “edepsiz” ve “doğal”mış :) bu arada festival müziğiyle meşhur olsa da tam adı glastonbury festival of contemporary performing arts. müzik festivali deyip geçmemek gerek…
-
sponsor, sanat, protesto ve elbette ramazanda caz
konumuz “sözde bağımsız sanat”, sponsorlar, politika vesaire. bir+bir’de güzel bir yazı çıkmış: http://birdirbir.org/sponsorlu-hayatimiz-logolarin-golgesinde-muzik-dinlemek/ geçtiğimiz yıllarda bp ile 20 yıllık sponsorluk sözleşmesinin sonuna gelen tate modern sözleşme yenilemek üzere masaya oturdu. bp’nin meksika körfezi’nin altını üstüne getirdiği, doğal hayatı neredeyse bitirdiği dönem. sanatçılar tate’in önünde ve içinde performatif eylemler yapmaya başladılar. en meşhurlarından biri tate’in önüne döktükleri benzin benzeri siyah madde ve…
-
kadının yeri mutfak olduğunda
salt’ın van abbemuseum ile ortaklığının üçüncü ayağı olan istanbul eidhoven saltvanabbe 68-89 26 ağustos’a kadar salt beyoğlu binasında görülebilir. sergi salt’ta görmeye alışık olduğumuz türden işlerle dolu. bunlardan bir tanesi – ki o alışık olduklarımızdan değil! – özellikle ilgimizi çekti. salt’a gitme imkanı olmayanlar için paylaşıyorum: martha rosler’ın 1975 tarihli semiotics of the kitchen videosu feminist bir atak olarak kurgulanmış,…