I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

  • radio days

    internet üzerinden radyo dinlemeye bayılıyorum. radyosuz durmadığım eski günleri hatırlatıyor bana. frekans yakalama derdi de yok. şu sıralar caz müzik için en iyi adres tsfjazz. arada bir fransızların korkunç reklamları çıkıyor ama her gülün bir dikeni vardır deyip katlanıyoruz. az önce peggy lee’nin black coffee‘sinin ardından şimdi julie london’dan gelen hot toddy paylaşma isteğimi artırdı. cazdan sıkıldığımda kaçış noktamsa radyo…

  • kederli bir "mavi defter"

    türk edebiyatının gizemli yazarlarından biri şavkar altınel. ismi gibi kendisi de çok görünür olmayan, ingiltere’de yaşayan altınel benim gezi edebiyatıyla olan tutkulu ve tutumlu ilişkimin son yıllardaki baş kahramanı. kimileri onu şiirleriyle bilir belki ama ben şiirle arası iyi olmayan ama altınel’in tanımladığı şekliyle “dünyaya bakma”yı seven bir amatör gezgin olarak onu en çok hülyalı ve kendi halinde gezi yazılarıyla…

  • londra’dan rio’ya

    olimpiyatlar her zaman ilgimi çeker ama hiç bu yılki kadar yoğun takip etmemiştim. evde televizyon olmasa da akşamları projektörü bilgisayara bağlayıp eurovision sports‘un iki kanal canlı yayınını (biri bbc üstünden) ve tüm oyunların banttan kayıtlarını saatlerce izledik. bu süreci 15-20 yıl önce yaşamış olsaydım muhtemelen kendimi çoktan bir koşu pistine atmıştım.  pazar akşamki kapanış töreninde olimpiyatlara başından beri damgasını vuran…

  • her yer kahraman

    günler süper kahramanlar eşliğinde geçiyor bu ara. bazıları gerçek, bazılarıysa kurmaca. evet olimpiyatlardaki yaşayan süperlere ara verdiğimizde ilk iş kendimizi önce batman’e, ardından örümcek adam’a teslim ettik. kendimi süper hissediyorum :-) üçlemenin son filmi olan kara şövalye yükseliyor ile christopher nolan ve christian bale ikilisinin batman’le karakteriyle ilişkileri, en azından şimdilik, sona erdi. filmi fazla ciddi bulanlar çoğunlukta gibi görünüyor. ne bruce wayne’i…

  • amerikanca üç film

    bu hafta perdemize üç amerikan filmi düştü. biri yaklaşık yedi yıl süren montajıyla bir hollywood efsanesine dönüşmüş margaret, diğeri sanırım anna paquin’in dayanılmaz (!) cazibesine kapılıp izlediğimiz the romantics, sonuncusu ise bir klasik: gazap üzümleri. kenneth lonergan’ın yönettiği margaret ile yolumuz ingiliz eleştirmenlerinden aldığı iyi eleştirileri duymamız sayesinde kesişti. yönetmenin bir türlü içinden çıkamadığı montaj problemini sonunda martin scorsese ve thelma…

aakash odedra amsterdam arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Azerbaycan Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kitap kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir