I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

  • a separation – ashgar farhadi

    kızının geleceğini düşünerek iran’dan gitmek isteyen simin ve alzheimer’lı babasını geride bırakmak istemeyen nader’in ayrılışının hikayesi. 2011 yapımı film berlin film festivali’nden üç ayıcık, golden globe’dan yabancı film ödülü ve daha bir sürü ödül almayı başarmış, biz de sonunda izlemeyi başardık. iran karmaşık yer. kadın-erkek ilişkileri karmaşık, hukuğu karmaşık, dindarlığı karmaşık, sonuç olarak iran’dan çıkan hikayeler de karmaşıklıklarıyla ilginçleşiyorlar. nader…

  • taş taş üstüne

    bilin bakalım bu fotoğraf nerede çekildi?  elbette istiklal caddesi, tünel meydanı’na doğru, hemen hemen isveç başkonsolosluğu’nun önü.  iyice büyük koyuyorum ki komediyi açık olarak görelim. yanlış görmüyorsunuz, tam yedi farklı çeşit ve/ya dizilimde taş var istiklal caddesi’nin kimi yerlerinde. bu da bunlardan sadece biri. sanırım beyoğlu belediyesi birkaç yıl önceki taş döşeme rezaletini tekrar hatırlatmamak için tamir gereken yerleri elde…

  • a room with a view – james ivory

    2012’nin ilk filmi james ivory’nin a room with a view filmi oldu. şansımız yaver gidiyor, filmler bu ara iyi çıkıyor :) geçtiğimiz günlerde ingiliz kraliçesi tarafından “commander of the british empire” ünvanıyla ödüllendirilen helena bonham carter’ın gençliğini ve tazeliğini büyük keyifle izleyebileceğiniz a room with a view italya’da açılıp sussex’e gidiyor, sonunda yine italya’da mutlu bir sonla bitiyor. 20. yüzyıl başında…

  • la piel que habito – pedro almodovar

    işte 2011’i zevkten dört köşe uğurlamamıza sebep olan film! pedro almodovar, antonia banderas’ı çılgın plastik cerrah olarak başrole oturttuğu, thierry jonquet’nin tarantula adlı romanından uyarladığı la piel que habito (içinde yaşadığım deri) ile gönüllerimizi tam anlamıyla fethetti. filmle ilgili en önemli gizemleri ortalığa dökmeden konuşmak, yazmak neredeyse imkansız. o yüzden filmi henüz izlemediyseniz – ki işiniz ne? bir an önce sinemaya koşun!…

  • güneş

    Ne kadar muzdarip olursanız olun, güneş bu ıstırabın arasında er geç bir çatlak buluyor, oradan altın bir ejder gibi kayıyor. Sizi iç mahzeninizden çıkarıyor, bir yığın imkanı bir masal gibi anlatıyor. Sanki “Bana inan, ben her mucizenin kaynağıyım, her şey elimden gelir; toprağı altın yaparım. Ölüleri saçlarından tutup silker, uykularından uyandırırım. Düşünceleri bal gibi eritir, kendi cevherime benzetirim. Ben hayatın…

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir