I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

  • yeraltı – zeki demirkubuz

    dostoyevski ile aram lise yıllarından beri iyi değildir. faturayı ebediyat dersinde zorla okutulan, üstüne sınav bile yapılan suç ve ceza‘ya çıkarmak ne kadar yerinde olur bilmiyorum ama en karanlık, en düşkün dünyaları seven bendeniz, dostoyevski’den etkilenmiş onlarca yazarı dostoyevski’nin kendisine yeğlerim. bazı şeyleri açıklamaya, anlamlandırmaya çalışmamak gerekir. bu da onlardan biri. hem kim bilir belki ileride bir gün ilişkimiz bir…

  • zabriskie point – antonioni

    bu istisnai antonioni filmini anlatmak için sondan başlamak gerekecek: patlamalar başınızı döndürmesin, gerekiyorsa ileri alın biraz, ikinci dakikadan itibaren izleyin. patlayan bir gardroptan üstünüze uçuşan kıyafetler, ağzına kadar dolu bir buzdolabından fırlamış bir tavuk ve bir parça biftek, hemen ardından üstünüze dökülen bir kitaplık dolusu kitap ve 4:37’de çığlıklar duyulan pink floyd müziği. işte bir filmi unutulmaz kılmaya yetecek bir…

  • mutluluk üstüne özel bir müze

    cuma akşamı cezayir restoran’da yapılan bir davetle cumartesi günü, yani 28 nisan’da açılan masumiyet müzesi’ni kutlamış olduk. tahmin edersiniz, herkes oradaydı. sevgili padişahımız rte’nin çok sevgili kültür bakanı ertuğrul günay’a herhalde bir daha asla cuma geceki kadar yaklaşamam. keşke o ortalıktayken biraz daha kafayı bulmuş olsaydım da gidip rakı kadehine kadehimi tokuşturup kültür-sanat alemimizin şerefine dikiverseydim şarabı kafama. ne yazık…

  • yorumsuz yorum

    dün (29 nisan 2012) akşamüstü 5 sıralarında nişantaşı’nda yürüyoruz. kornalara basa basa bir araba konvoyu geliyor. kim bunlar, ne yapıyorlar diye anlamaya çalışırken az ilerimizdeki arabanın arka camı açılıyor, kaldırımın kenarına bir tutam beyaz kağıt çöp gibi atılıyor. bakıyoruz, bu insanların camdan çıkardıkları küçük yuvarlak pankartlarda “şehir tiyatroları yok edilemez” yazıyor. yere çöp gibi attıkları kağıt işte fotoğrafta gördüğünüz kağıt.…

  • endişe angst anxiété

    türk tiyatrosu için endişeliyim.istanbul’daki müzik sahnesine bakıyorum, ışıltılı. görsel sanatlar sahnesi kıpırtılı. çağdaş dans belki burada ses çıkarmıyor ama yurtdışına bir gel-git var.peki ya tiyatro? dün akşam tiyatro boğaziçi’nin eleni’den mektuplar oyununa gittik. buraya daha önce yazdığım dot ve mekan artı eleştirilerini direkt geri almak istedim salondan çıkmayı başardığımda. artık türkiye’de eleştirmenlerin, seyircilerin dot oyunlarını neye göre yere göğe sığdıramadığını…

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir