-
young adult – jason reitman
hakkında hiçbir şey bilmeden izlemeye başlanan ve insanı “doldurmayan” filmlerden 2011 yapımı young adult. charlize theron sevenlere, özleyenlere önerilebilir yine de. 40lı yaşlarında, theron’un canlandırdığı mavic gary adlı yazarımız lise aşkını tekrar ele geçirmek, karısından ve yeni doğmuş bebeğinden ayırmak üzere büyük şehirden kasabaya geri dönüyor ve başarılı olamıyor. evet, kısaca bu kadar. aradaki detayların muhteşem eğlenceli olduğunu söyleyemeyeceğim… son…
-
martha marcy may marlene – sean durkin
tekinsiz bir ilk film. amerikan bağımsız sinemasından yepyeni bir soluk. sosyal kurallardan bağımsız, “normal” olarak tanımlananın dışında yaşama üstüne kurulu bir cemaatte iki yıl geçiren marcy may (gerçek adıyla martha) gruba tam anlamıyla adapte olamayınca kaçıp ablasının yanına sığınıyor. ne orada ne de burada dünyaya uyum sağlayamamasından, bu uyumsuzluğun dışarıdan bakanlar için deliliğin sınırlarında gezmesinden müthiş bir psikolojik gerilim çıkıyor.…
-
değinilmeyenler üstüne
şimdi bir liste yapmak gerekiyor. bu liste tembelliğimin belgesi olarak burada duracak. nisan ayı yazı çizi işlerine yeterince zaman ayırmadığım bir ay oldu. işte hakkında tek kelime etmediklerim üstüne kısa notlar: filmler: wait until dark – terence young (audrey hepburn’ün kör bir kadını canlandırdığı 1967 yapımı bir polisiye film) tyronnosaur – peddy considine (sahibi tarafından öldürülen bluey adlı köpekle açılan,…
-
yeraltı – zeki demirkubuz
dostoyevski ile aram lise yıllarından beri iyi değildir. faturayı ebediyat dersinde zorla okutulan, üstüne sınav bile yapılan suç ve ceza‘ya çıkarmak ne kadar yerinde olur bilmiyorum ama en karanlık, en düşkün dünyaları seven bendeniz, dostoyevski’den etkilenmiş onlarca yazarı dostoyevski’nin kendisine yeğlerim. bazı şeyleri açıklamaya, anlamlandırmaya çalışmamak gerekir. bu da onlardan biri. hem kim bilir belki ileride bir gün ilişkimiz bir…
-
zabriskie point – antonioni
bu istisnai antonioni filmini anlatmak için sondan başlamak gerekecek: patlamalar başınızı döndürmesin, gerekiyorsa ileri alın biraz, ikinci dakikadan itibaren izleyin. patlayan bir gardroptan üstünüze uçuşan kıyafetler, ağzına kadar dolu bir buzdolabından fırlamış bir tavuk ve bir parça biftek, hemen ardından üstünüze dökülen bir kitaplık dolusu kitap ve 4:37’de çığlıklar duyulan pink floyd müziği. işte bir filmi unutulmaz kılmaya yetecek bir…