I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

  • Kamusal sanat derken?

    Sabah Faik Paşa Caddesi’nden işe doğru yürürken her ay birkaç kez karşıma çıkan yaşlı eskici geçti yanımdan. Üstünde birkaç parça biçimsiz eşyanın durduğu tekerlekli tezgahını çok ağır adımlarla itiyordu. Mahallemizin dik yokuşlarında bu tezgahla nasıl başa çıktığını düşündüm. En aşağı 70 yaşında olmalı, ayağında büyük ihtimalle birilerinin verdiği ya da bir çöpün yanında bulduğu ve büyük geldikleri her hallerinden belli…

  • Her daim dinlenesiler / 1

    Miles Davis – Bitches Brew Yıl 2006 ya da 2007. O. ile harıl harıl korsanını arıyoruz, Miles Davis’in 1970’de Isle of Wight Festivali’ndeki performansının canlı kaydı 2004’te çıkan Miles Electric – A Different Kind of Blue dvdsinde mevcut. Ne mümkün korsanını bulmak, D&R’da sahicisini bulunca hemen atlıyoruz. Önemli olan bir an önce dinlemek-izlemek. İşte o an, o gün Bitches Brew benim…

  • İstanbul’dan Ceramic Dog Geçti

    İstanbul müzik açısından dünyanın en hareketli kentlerinden biri olma yolunda ilerliyor. Salon olsun Babylon olsun, her daim düzenlenen festivaller olsun belli bir kitlenin müzik ve onunla direkt bağlantılı sosyalleşme açlığı/ihtiyacı gideriliyor. Biz caz severler bundan her zaman nasibimizi alamıyoruz elbette. Ne de olsa New Orleans gibi sonsuz seçenek olan bir yerde yaşamıyoruz; ama bunun tek sebebi caz başkentlerinde yaşamamamız değil,…

  • Bond, James Bond

    James Bond çılgınlığına giriş yapmış bulunuyorum. Skyfall sinemada izlediğim ilk James Bond filmi olmasının yanında, televizyonda karşılaşıp da izlediğim – yaklaşık altı yıldır televizyonum olmadığına göre epey zaman geçmiş üstünden –  ve bende pek bir iz bırakmamış gibi görünen Bond filmlerinden sonra kendi isteğimle gidip izlediğim ilk Bond filmi oldu. Bond ile ilişkimi sanırım eskisi gibi “çekimser” bir şekilde sürdüreceğim.

  • Dırdır haller

    Görünürlük Projesi benim için pek iç açıcı başlamadı. Oturup uzun uzadıya yazasım yok ama neden performans alanında üreten bazı sanatçılarımız basit fikirler üstünden ilerlemiyor, onlara sunulan mekanı kullanmıyor, zaten sahip oldukları “kendi”likleri içinde kaybolan, seyirciye hiçbir şey geçiremeyen işler ortaya koyuyorlar anlamıyorum. Dış görünüş, kostümler, saç, makyaj sunumun küçücük bir parçası ve onlarla oynayarak geçen her dakika performansın özünden yiyor.…

aakash odedra amsterdam arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Azerbaycan Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kitap kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir