Cette histoire est entièrement vraie, puisque je l’ai imaginée d’un bout à l’autre – Boris Vian

  • Sanat sanat için mi… Yoksa selfie için mi?

    Ne soru ama! Selfie=halk diye bir genellemeyi de buracığa sıkıştırırsak tamam oluruz bence. Gelelim bu soru nereden çıktı şimdi konusuna… İstanbul Modern’in Galataport’taki yeni ve müthiş havalı yeni binasında Haziran ayından beridir Olafur Eliasson’un Senin Beklenmedik Karşılaşman başlıklı sergisi var (halen görmediyseniz sergi 9 Şubat’a kadar sürüyor bu arada). İstanbul Modern sergilerini yeni binaya geçtiğinden beri yakından takip etmedim ama…

  • On bir paragrafta 2024 wrapped

    Ocak ayında ofisi taşımaktansa kapatmaya karar verdik. Ofisi boşaltma, çok sevdiğimiz çalışanlarımızla yolları ayırma çalışmaları başladı. Duygusal olarak yoğun bir dönemdi. En çok ofisi, ışığı çok seven dev saksı bitkilerine üzüldüm. Dağıtabildiğim kadar dağıttım, taşıyabildiğim kadar eve taşıdım. Ben onları seven tek kişiydim sanki, bensiz öksüz kalacaklarına, öleceklerine emindim. Sormaktan bile korktum benden sonra ne oldular diye. Şubat ayında evden…

  • 60. Venedik Bienali’nin Ardından

    On üç yıl sonra Viyana’yı yazdığıma göre yedi yıl sonra Venedik’i de yazmam şart dedim ve oturdum klavyenin başına. Venedik’e yolum bir kez daha bienal için düştü ve iyi ki düştü. Üstelik bu Venedik seyahati yıllar sonra bir “kız arkadaş”la yaptığım ilk seyahat olduğu için de anlamlı. Yıllarca ülke ülke, turne turne gezdiğimiz Filiz’le bu sefer tamamen keyif için yollardayız.…

  • Dede, Şişman ve Prensesle Hayat / Kedilerimle Yatma Rutini

    Havalar soğumaya başladığında, kaloriferlerin henüz yanmadığı o ara mevsimde hemen hemen her sabah yatakta üç kedi tarafından çarmıha gerilmiş halde uyanıyorum. Bir tanesi (en yaşlı ve erkek olan) yüzüme, boynuma yakın bir yerde, mümkünse yorganın içinde; diğer ikisi (“kızlar” diyebiliriz kendilerine) iki bacağımın arasında ya da etrafında. Normalde sırt üstü uyumam ama beni bir şekilde sırt üstüne çevirmişler, ben ne…

  • Çare

    Bazen yazmaktan başka çare yokmuş gibime geliyor. Uyumsuzluğuma, huysuzluğuma, huzursuzluğuma, yalnızlığıma, yalpalamalarıma, inişlerime, çıkışlarıma, arayışlarıma, bulduklarıma ve bulamadıklarıma, bildiklerime, unuttuklarıma, unutmak isteyip unutamadıklarıma… Tek çare yazmak. Kendimi bildim bileli yazarım, günlük tutarım da hiç oturup günlük okuduğum olmamıştı. Arada bir, defter bitip de onu önceki defterlerin arasına bırakırken bir tane eski defteri açıp karıştırmak, birkaç satır, sayfa okumak sayılmaz. Ben…

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir