-
gisèle vienne’den kaybolma üstüne tekinsiz bir oyun
gösteri sanatlarının daha doğrusu tiyatronun görsellikten ibaret olduğunu ya da olabileceğini düşünüyorsanız, gisèle vienne’in spielart kapsamında izlediğim this is how you will disappear oyunu tam size göre olabilir. sahnede tekinsiz bir orman, çeşitli hareketler tekrarlayan (mükemmele ulaşmaya çalışan) bir cimnastikçi kadın, onun antrenörü ve düşmüş bir rock yıldızı var. oyuncuların herhangi bir anlamı ya da rolü olduğunu söylemek zor çünkü…
-
brideshead revisited – julian jarrold
bu filmi niye izledik bilmiyorum. bazen karşımıza çıkan ilk filmi izleyiveriyoruz. neyse siz bu hataya düşmeyin diye yazıyorum. uzun ve hiçbir numarası olmayan bir film. kendisinden uyarlandığı roman evelyn waugh’a ait ve 1945’te yayımlanmış. kısaca ateist ressam charles ryder’dan ve onun aralarına karıştığı katoliklikle kafayı bozmuş bir soylu ingiliz ailesinden bahsettiğini söyleyebilirim. rastlarsanız zamanınızı harcamayın boşuna.
-
shame – steve mcqueen
sonunda izledik!steve mcqueen’in michael fassbender’li filmi shame ilk sahneleriyle beynimize kazındı, ortalarıyla eh işte dedirtti, sonuyla sevindirdi. bence bu adam insanlığın yerlerde süründüğü durumları daha iyi yansıtıyor. bu filmse ancak kişiye özel bir psikolojik sorunu yansıtıyordu ve ara ara aklımızın başka yerlere sarkmasına sebep oldu. fassbender’in suratından çok belden aşağısını gördüğümüz sahnelerin özellikle filmin ilk 20 dakikasındaki üstünlüğü ve eyes wide…
-
münih’te kaçırdıklarım ve ant hampton’dan guruguru
münih geçen ocak ayında ne kadar soğuktuysa, bu aralık ayında da o kadar sıcaktı. neredeyse bahar mevsimini aratmayan, güneş altında paltoları atma isteği uyandıran limonata gibi bir hava altında bizi alışverişe çağıran renkli ve şeytani noel pazarlarını es geçip spielart festivaline attık kendimizi. daha iki hafta önce helsinki’ye giderken istanbul-münih uçağı yoğun sis nedeniyle rötar yapmış, münih havalimanında tüm uçuşlar,…
-
starbucks işgalde, boğaziçi şenlikte!
istanbul’da olan biten pek bir şey yok diye sıkılmalarda, son münih seyahatini nasıl anlatsam diye kafa patlatmalardaydım ki boğaziçi üniversitesi öğrencilerinin kampüste açılan starbucks’ı işgal etmiş oldukları haberi düştü posta kutuma. bir de blog açmışlar, pek hoşuma gitti doğrusu: http://starbuckssenligi.blogspot.com/ bloguma verdiğim uzun arayı böyle bir şenlikle sonlandırmaktan daha iyisi ne olabilir ki?!