I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

Ne varsa eskilerde, eskimeyenlerde var. White Stripes’ın muhtemelen en akılda kalıcı klibi. Şarkının anlamıysa apayrı. Arada bir buralarda “yalnız gezerin düşlemleri” ruh haline giriyor, kendimi kaybedip “ben burada ne yapıyorum?” sorusuna cevap bulmaya çalışıyorum. İşin özü o soruyu soracak zamanı bulamamakta. Bu da zamanı fütursuzca öldürmekten, onu öldürmek için de boş gözlerle televizyona bakmaktan geçiyor çoğunlukla.

İstanbul’da film festivali başlamak üzere bir de üstüne üstlük. Aklım oralarda… Yine de bakmayın bu melankolik hallere, balkonumdan Davutlar denizini izleyip kulağımda Mingus ile Ripley’s Game okuyup keyiflendiğim de olmuyor değil. Yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal; ne yardan ne serden desem belki daha iyi anlaşılır :)

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir