I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

gerilimi, gerim gerim gerilmeyi seviyorum. hayat gerginlik yaratacak yüzlerce şeyle dolu ama olsun, sinemanın yarattığı gerginliğin keyfi de ayrı oluyor.

guillem morales’in los ojos de julia (julia’nın gözleri) filmi de hikayesiyle olmasa da görüntüleriyle yer yer germeyi başardı beklentisi yüksek bünyelerimizi. görme engellilerin sinirlerini bozma kapasitesi yüksek bir senaryo olduğu kesin, saçma sapan klişelerle, amerikanca korku filmlerini aratmayacak (bir re-make bekliyoruz kesin!) tesadüflerle dolu olduğu da kesin. ama yine de kimmiş diye bakma isteği uyandıran bir görüntü yönetmeni var (oscar faura) ve bu da bazen bir filmi izlemeye devam etmemize yetiyor.

los ojos de julia‘nın en güzel yanı katil kim oyununu baş karakterle birlikte oynamamızı sağlaması oldu. gözlerinden ameliyat olan, 2 hafta boyunca bandajla dolaşan julia’nın göremediği o suratı biz de göremedik, ve işin esprisi de buradaydı zaten. bunun dışında bu film beni tuna erdem’in film studies derslerine götürdü. “eye-I”, röntgencilik, gözetleme, anlatım teknikleri… bu film kesinlikle bir sınav filmi olabilirdi. ve ben bütün bu bağlantıları bir türlü doğru düzgün açıklayamadığım için yine sadece geçer bir notla yetinmek zorunda kalırdım. her şeye rağmen ne günlerdi ama!

bu arada yapımcı yönetmenden daha tanınır bir isim olunca öne çıkıveriyor ve bu durum beni benden alıyor. işte guillerme del toro da bu kontenjandan baş köşeye kurulmuş bulunuyor…

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir