I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

hiç keyfim yok.
yorgunum.
ev boş, mutsuz ediyor insanı.
işler ters gidiyor.
bazen insanlarla anlaşmak çok zor oluyor. derdimi anlatmaya çalışırken daha da dertlendiğimi hissediyorum çoğu zaman.
yapacak edecek bir sürü şey var aslında ama ne zaman var, ne de enerji.
akşamları bir film koyuyor karşısında uyuyakalıyorum çoğu zaman. sorun filmlerde değildir büyük ihtimalle.
bu ara uyuklamadan izleyebildiğim tek şey yaratıcılığını eric overmyer ve david simon’ın yaptığı treme. evet bir dizi ama öyle böyle bir dizi değil. bir kere new orleans’ta geçiyor. katrina kasırgasının vurduğu insanları ve bu insanların müzikle iç içe hayatlarını anlatıyor. ve öyle müzikler dinletiyor ki, insanı uzak topraklara, amerika’nın ritmik cennetine götürüyor.
evet, başka birkaç diziye daha takılmışlığım vardır şu hayatta ama içimi bu treme kadar ısıtan, coşturanı yok. david simon birkaç yıl önce the wire ile hayatımızı işgal etmişti, geçen yıldan bu yana da treme ile keyiflendiriyor. treme herkese göre bir dizi değil, ama çok iyi bir dizi olduğu, bırakın diziyi bir müzik şöleni olduğu kesin. bir deneyin derim.

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir