I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

rahatsız edici filmlerine bir yenisini daha eklemiş gaspard noé. uzun zamandır ulaşmaya çalıştığımız enter the void sonunda ağımıza düştü ve bir an önce izledik. ama ne yazık ki noé bu sefer kendisine hakim olmayı başaramamış, uzattıkça uzatmış ve iç bayıcı bir yere götürmüş elindeki parlak hikayeyi.

yok, aslında hikayede öyle büyük bir parıltı yok. bütün olay noé’nin kamerasında. bizi bazen karakterle bütünleştiriyor, göz kırpmasına kadar bir karaterin gözünden görür oluyoruz olayları. sonra bazen kuşbakışı tokyo’ya götürüyor bizi, bir ruh oluyor, duvarlardan geçiyor, tüm şehrin üstünde huzursuzca takip ediyoruz yaşamaya devam edenlerin başına gelenleri. tüm bunlar güzel, baş döndürücü, mide bulandırıcı kimi zaman. her şeyi fazlasıyla açık gösteriyor bize noé, her anı, hiçbir şeyi atlamadan, gözümüze iyice sokarak. ama bu o kadar uzun sürüyor ki ve hikaye bu uzunluğu kaldıracak kadar zengin olmadığından, film bütünde bir mastürbasyona dönüşüyor. saç baş yolduracak kadar hem de…

yine de alışık olmadığınız bir şeyler arıyorsanız, gaspard noé’yi özlediyseniz bir göz atın.

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir