I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

never let me go – mark romanek.
filmle ilgili yazılabilecek her şey büyüyü bozacağı için,  bir şey söylemek gelmiyor içimden. kazuo ishiguro ile tanışmama vesile olduğu için teşekkür ediyorum sadece, her ne kadar böyle bir hikayenin bir de kitabını okumaya henüz hazır hissetmesem de… çok ağır bir deneyimdi izlemek ve duyduğuma göre sinema sanatının vuruculuğu her yönüyle kullanılmış hikayenin acıklı yanlarını öne çıkarmak için, biraz kitabın yaklaşımının tersine.
filmin yapımcıları arasında da yer alan, aynı adlı romanın yazarı ishiguro sight&sound’daki röportajında şöyle demiş: “kitabın yazarının hikayenin büyük esrarlarıyla ilgili doğrudan fikirleri olduğunu düşünmek tehlikelidir. filmi yapanlar onu kendi hikayeleri yapmak zorundadırlar. sırf bana yaranmak için bir şeyler yaptıkları bir durumda olmak istemedim.”

her şey bir yana, sonunda gerçek hayattan uyarlanmamış, tamamen özgün bir hikayeye sahip bir film izleyebildiğimiz için mutluyum.

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir