I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

sakin bir film daha. 2009 yapımı. başrolün olmadığı, bir karakterin zaman zaman daha öne çıkıp sonra diğer karakterler arasına karıştığı filmlerden. çok normal bir hikaye gibi başlıyor. ne zaman ne olacak diye uzun uzun düşündürüyor, hatta sakinliğiyle, mutlu aile tablolarıyla (ufak pürüzler olsa da daha mutlu olunamaz herhalde) insanın sinirini bozuyor. ve sonra bir anda, tek bir hareketle, tansiyonu kademe kademe değil aniden yükselterek şoke ediyor. başka bir film izlemeye başlıyorsunuz o noktadan sonra. ve sonra hangi karaktere yoğunlaşıldığına bağlı olarak hikaye, görüntüler, yaklaşım değişip duruyor filmin sonuna kadar. iyi şeyler olmuyor belki, karakterlerin başına hep kötü, olumsuz şeyler geliyor. ama filmin bunu sunuş biçimi dram yaratmaktan o kadar uzak ki, siz izlerken kötü hissetmiyorsunuz. sanırım güzel olan da bu le père de mes enfants ile ilgili…

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir