I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

claire denis filmleri bizim evde çok sevilir. en son 35 shots of rum kazınmıştı aklımıza. siyahlarla beyazlar, fransızlar’la araplar, göçmenler, herkesin neredeyse eşit hayatını usul usul anlatır denis. sıkmaz, bunaltmaz, üstümüze gelmez, kafamıza kakmaz. izlemesi keyiflidir. vers nancy ve the intruder izlenecekler listemizde bekleyedursunlar, dün gece son filmi white material‘a dalıverdik.
iskoçyalı olarak tanıdığımız christopher lambert, devletle isyancılar arasındaki iç savaş ve tam hasat zamanı ortadan kaybolan işçilere rağmen son mahsulü kurtarmak için didinen, her zamanki çilli isabelle huppert. haddim değil, biliyorum, ama ben bu kadını sevemiyorum. fazlasıyla kişisel, evet. bu filmde de, ortamın vahşiliğine, tüm kaosa rağmen gözüme fazla stilize göründü. hele kıyafet seçtiği, süslendiği sahneyi özellikle filmin hiçbir yerine oturtamadım. tanınmamış, yeni yüzler böyle filmlere daha çok yakışıyor bence. beyaz plantasyon sahipleriyle geri kalan siyahlar arasındaki gerilim sadece isyancıların yarattığı kaostan kaçmak anlamında yansıtılmış, sürtüşmeyi kızıştıran daha küçük detaylara yeterince yer verilmemişti. filmin başladığı gibi bitmesi ise asıl hayal kırıklığı oldu. biraz ortada kalmış hissettik, denis’den bunu hiç beklemezdik…

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir