I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

iskoç sorunlar dünyasına (trainspotting ve acid house‘dan yıllar sonra değişen pek bir şey yok gibi) yeni bir bakış… glasgow’un her yanına yerleştirilmiş mobese kameralarından gelen görüntüler başında ömür tüketen bir kadın polis memuru ve ailesini öldüren adamı görüntülerde görmesi üstüne kendi adaletini sağlamaya çalışması üstüne bir film.

bizim de istanbul’da hayatımızı yavaş yavaş sarıp sarmalayan bu kameralar iyi hissettirmiyor bana. red road‘u izledikten sonra durumun vehameti çöktü üstüme. biraz fazla kolay olmuyor mu, devlet için, suç işlendikten sonra kurbanı kurtarmaya ve suçluyu cezalandırmaya çalışmak? bir şehri kameralarla donatmanın bedeli, o kentin insanlarını eğitmek, onlara iş sağlamak, suça yönelmelerini önlemenin bedelinin yanında devede kulaktır herhalde.

surveillance, voyeurism, foucault, panopticon konularına yeni başlayanlar iyi bir film olabilir. 

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir