I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

lise yıllarımdan beri hayatımda: françois ozon. her yeni filmini merakla beklediğim, kısa filmlerine özellikle hayran olduğum, fransız sinemasını tekrar tekrar sevdiren, ricky ile sebep olduğu hayal kırıklığından sonra “acaba bir daha asla mı?” diye düşündürten ozon, le refuge ile aramıza döndü yeniden.


gözlerimi olabildiğince az kırparak, büyülenmişçesine izledim. hamile ve eroinman, yalnız bir kadının dünyasında sessiz bir gezinti yaptık. en yüksek noktadan girdiğimiz filmin sonunda bir bilinmezle, geleceğini arayan bir kadınla bıraktı bizi ozon. sous le sable‘ın, gouttes d’eau sur pierres brûlantes‘ın, la petite mort‘un, regarde la mer‘in yönetmeni, sonunda uçan bebeklerden vazgeçtiği, gaylerin, kendisiyle ve dünyayla barışmaya çalışan kadınların, dalgalı denizlerin, çekici kumsalların, uzak barınakların dünyasına tekrar bir bakış attığı için çok mutlu hissettim kendimi. uzun zamandır arıyormuş ve özlüyormuşum meğer…

aakash odedra aile amsterdam anneanne arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir