“vay be!” diye düşündüm geçen gece damıtılmış kırmızı‘yı izlemek üzere koltuğuma yerleştiğimde. tiyatro festivali’nde bu yılki dördüncü ücretsiz gösterimizi izlemek üzere muhsin ertuğrul’a gelmiştik ve içeri girmek hiç bu kadar kanırtıcı olmamıştı. hayır, medya ilişkilerinden bahsetmiyorum, onlar fazlasıyla yardımsever oluyorlar (arkasından yazılması olası yazıları düşündüklerinden herhalde). salona girdiğimizde stajyer veya asistan olduğu her halinden belli bir kızcağız yanımıza yaklaşıp “biletler?” dedi, yok dedik, basın dedik, falan filan dedik, cevap “tanımıyorum! şöyle kenarda bekleyin lütfen”. neyse ki tanıması uzun sürmedi, salonun basamaklarını çıkmaya devam ettik. nereye otursak diye bakınmak üzereydik ki festival organizasyonundan tanıdıklar iteklemeye başladılar “bileti olmayanlar en arka beşe!” diye uyararak. meğer son beş sıradan üstyazılar görünmüyormuş, yönetmen guy cassiers bu sıraların boş bırakılmasını istemiş, bu koltukların biletlerini çoktan satmış olan organizasyon da haliyle “bu insanları nereye oturtacağız?!” telaşında. baktık, oyalanmakla kimseyi oyalayamıyoruz, yukarı doğru tırmanmaya başladık. son beş sırada nereye geçsek diye düşünürken uyarıların ardı arkası kesilmedi, bu sefer de oyunu zamanında başlatma telaşına kapılan ekip ingilizce bilip bilmemesine aldırmadan biletsiz girme şerefine erişmiş azınlığı son beş sıraya mahkum etti. oysa salonun üçte biri boştu ve iyi ki gelip yoğunlaştırmıştık seyirci güruhunu :)