Yazar: Y.

  • madlenden sonra – aydın teker

    zaman bazı insanları fazla etkilemeden, etkilese de saçını başını duruşunu değiştirmeden, sadece içinde bir şeyleri kırarak, “çıplak gözle” görülemeyecek yaralar, izler bırakarak geçer gider. aradan 15-20 yıl geçse de sokakta gördüğünüzde tanıyabileceğiniz insanlar olduğunu bilmek sakinleştirici, güven vericidir. anne teresa de keersmaeker’in fulya sanat’taki performansın ardından gerçekleşen resepsiyonun olduğu salona adımı attığı anda gördüğü ve “aydın!”…

  • madlenden önce

    dün ilginç bir gün oldu. neredeyse déjà vu denebilecek bir gün. önce bir pazar sabahına pek uymayacak bir iş yapıp aydın teker’in stüdyosuna gittim yeni işlerini izlemeye, ardından da geçen sene belçika’da izlediğim ayşe orhon’un ÇOK performansını bir de garajistanbul’da izledim. böylece aralık 2010’daki belçika gezisinde tadına baktığım iki çalışmayı hemen hemen bir yıl sonra yeniden…

  • 30 eylül cuma

    öncelikle bir zamanlar anadolu’da‘nın sadece hafta sonu 18bin kişi tarafından izlendiğini öğrendim. demek ki ülkemizde parmakla sayılır gelişmeler oluyor bu aralar, sevindirici :) ama benim asıl bahsetmek istediklerim bu cuma gecesinin yani 30 eylül’ün kerameti. istanbullular’ı bir kez daha kültürel hareketliliğin tavan yapacağı bir gece bekliyor, vitaminlerinizi alın, enerjinizi toplayın, gerekirse şimdiden fazladan 1-2 saat…

  • bir zamanlar anadolu’da – nuri bilge ceylan

    yorgunluktan ayaklarımızı sürüsek de, gözlerimiz “uykuuuu” diye uluyarak kapanıyor olsa da çivi çiviyi söker dedik ve bir zamanlar anadolu’da’yı onu toplamda izleyecek hepi topu muhtemelen üç-beş bin insan arasında ilk sıralarda yer alalım sevdasıyla sinema yollarına düştük pazar gecesi. en geç seans 22:00 idi ve biz iki cesur yürek filmin iki buçuk saatlik süreyi göz ardı…

  • borges’den çıkıp mungan’a varış

    eleştiri kurumunun yerlerde süründüğünden daha önce de dem vurmuştum. geçen gün bulduğum şu video ve aynı gün bir arkadaşımın tanık olduğunu anlattığı yekta kopan-murathan mungan söyleşisi durumun ne kada içler acısı olduğunu bir kez daha fark etmeme neden oldu. kısaca anlatmaya çalışacağım, öncelikle tadından yenmez bir borges röportajı: maalesef (ve tabii ki iyi ki!) fransızca, ama hayatının…