madlenden sonra – ayşe orhon

aydın teker’in şişli’deki stüdyosundan çıktıktan sonra garajistanbul’daki ayşe orhon gösterisine kadar koca bir gün vardı önümde. yağmur keyfimi yerine getirdiğinden belki, başı boş dolanmalar yaptım sokaklarda. aklıma esti, bomonti’deki europe in motion sunumlarına baktım bir saat. sonuna kadar kalamasam da gördüklerim keyfimi yerine getirdi, simon tanguy’in müzik eşliğinde küçük adımlar üstüne inşa ettiği dansı kadar “güzel” bir şey izlememiştim sanki uzun zamandır. bomonti’den ayrıldıktan saatler sonra geldiğim garajistanbul’da ortalık ana baba günüydü, hemen hemen her yerli koreografın iDANS çıkarmasında olduğu gibi.

ÇOK bir yılda öyle büyük bir değişim geçirmemiş, metinleri azalmış, biraz törpülenmiş, temizlenmiş, o kadar. zaten esas olay, bu sefer, performansın kendisinde değil, seyircinin vereceği tepkideydi. belçika’da 20-30 kişilik oldukça “yabancı” bir gruba oynanan ÇOK bu sefer içinden çıktığı, yanında dolaştığı camiaya sunulacaktı ve seyircilerden gelecek her bir tepki ünlemi çok değerliydi.

ne yazık ki, en azından dün gece, beklediğim kadar tepkili geçmedi. sebep muhtemelen amsterdam’dan gelen altmış kişilik grubun salonu yarı yarıya işgal etmesiydi çünkü cumartesi gecesinin, ingilizce performansa rağmen (belki de sayesinde) çok daha hareketli geçtiğini öğrendim. garajistanbul’u hınca hınç dolduran kalabalık, havasızlık, sıcak ve sahnede anlatılanları anlamakta zorlanan bir büyük grup insan düşünün. ÇOK tepki vermekte geciken ve hatta tepkisiz kalmayı tercih eden tüm kalabalığa rağmen yine de iyi kotarıldı. orhon’u sahnede kılıktan kılığa girerken izlemek en az geçen seferki kadar keyifliydi.

ve bir yıl sonra yeni bir gözle izlerken, belki öncesinde taldans’ın eskiyeni performansını da izlediğim için (bağlamlar açısından oldukça benzer performanslar) bazı sorular uyandı kafamda. yerel/yerli bağlamlardan yola çıkan iki performans da burayla hiçbir alakası olmayan, “yabancı” seyirciye ne ifade ediyor? bırakın bu bağlamla ilişkili olmayı, ayşe orhon’un önceki işlerine bile yabancı bir izleyicinin aradaki farkı fark edememesinden ve sahnede gördüğünden doğan bir hayranlık mı söz konusu olacaktır acaba? “bir beden kaç beden barındırır?” sorusuna yakın çevresini içine alan cevaplar vererek kendi kendisini sınırlayan bir performans mı yaratmıştır orhon? yerelliğin yerel bağlamdan çıkıp evrenselliğe geçmesi ancak metnin tamamen kaldırılmasıyla mı mümkündür acaba? kendi içimde çok da cevaplayamadığım, belki okuyanda cevabını bulacak bir sürü soru…

fikir ve sahneye konuş şekli bir kez daha hoşuma gitse de, bağlantıları takip edebilen bir izleyici olarak kendimi özel hissetmemi sağlasa da, tanıdıklığın tanıklığa dönüşmesi gereken bir nokta varmış da göz ardı edilmiş gibi geldi. bir sonraki izlememde bambaşka yerlere gider miyim acaba?

Comments

Şuna bir yanıt: “madlenden sonra – ayşe orhon”

  1. Anonymous Avatar
    Anonymous

    şu konuda katılıyorum ki dil bir sorun haline dönüşüyorsa ortadan kalkması daha yerinde olabilir