madlenden önce

dün ilginç bir gün oldu. neredeyse déjà vu denebilecek bir gün. önce bir pazar sabahına pek uymayacak bir iş yapıp aydın teker’in stüdyosuna gittim yeni işlerini izlemeye, ardından da geçen sene belçika’da izlediğim ayşe orhon’un ÇOK performansını bir de garajistanbul’da izledim. böylece aralık 2010’daki belçika gezisinde tadına baktığım iki çalışmayı hemen hemen bir yıl sonra yeniden ziyaret etme fırsatı buldum. yeniden ziyaret! sanırım iDANS programında türkiye adına yer alan iki çalışmayı (taldans’ın eskiyeni‘si ve ayşe orhon’un ÇOK‘u) en iyi tanımlayan kelimeler bunlar. neden geriye bakma, kendi tarihinden ya da içinde olduğu tarihten bahsetme ihtiyacı duyulduğu üstünde fazlasıyla düşünülesi ayrı bir konu… ama şimdi önce geçen sene izlediğim işlerle ilgili notlarımı koymak – bir anlamda kendi kendimi ben de ziyaret etmek -, ardından da bir senede neler olmuş – bir “izleyen” olarak bana ve “yaratıcı” olarak orhon ve teker’e, ondan bahsetmek istiyorum. marcel proust’un ağzında dağılan madlen bisküvi sayesinde çıktığı yolculuktan esinlenmesi pek mümkün olan bu ziyaret (yolculuk), zamanın ne gelecek ne şimdi, sadece geçmişten ibaret olduğu fikri bakalım bizi nerelere getirecek…

işte geçen sene yazıldığı haliyle, noktasına, virgülüne dokunmadan birinci kısım:

brüksel’de gösteri izleme fırsatım olmadıysa da, anvers’te doyurucu yeniliklere tanık oldum. üstelik içeriden, yani istanbullular’dan. ayşe orhon’un ÇOK adlı yeni performansının prömiyerini yaptığı monty’de, mustafa kaplan iP, filiz sızanlı site ve aydın teker play in plane adlı yeni çalışmasıyla yer aldılar. iDANS sırasında kaçırdığım işleri izlediğime çok memnun oldum doğrusu.

ayşe orhon’un üçüncü koreografik çalışması ÇOK otobiyografik olduğu kadar, türkiye’de çağdaş dans tarihi açısından bakılırsa sözü edilmeden geçilmeyecek birçok kişiye, konuya, olaya dokunduğu ve bunların bir çoğuna sadece “dans” yönünden değil çok daha genel bir çerçeveden bakabildiği için çok başarılı bir çalışmaydı. orhon’un yedi dansçı-koreograf-görsel sanatçı ile birlikte ürettiği çalışma bedenini başka bedenlerin/kafaların algısına açma, bilinçli teslim etme, yorumlama, son dokunuşla kendisi olmaktan vazgeçmemekti kısaca. umarım bir an önce istanbul’da oynanır da emre olcay, serap meriç, ayrin ersöz, devrim kadirbeyoğlu, oda projesi, özlem alkış ve filiz sızanlı’nın ayşe orhon’a dokunuşlarından oluşan ÇOK‘u herkes izleme fırsatı bulur.

aydın teker’in play in plane çalışması henüz tamamlanmamış, teker’in çalışma tarzı düşünülürse ne zaman tamamlanacağı da oldukça belirsiz sayılabilecek bir eser. monty’nin üst katındaki japans paviljoen adlı mekanda sergilendi. beyaz duvarların beyaz dans muşambasıyla birleştiği mekan bir uzay filminden çıkmış gibiydi. teker’in bu sefer dört dansçı ile çalıştığı proje duvarda yürümekle ilgili. sonradan öğrendiğime göre yaklaşık 2,5 yıldır birlikte çalışıyorlarmış. dansçıların gençliği göz önüne alındığında besleyici bir süreç olmuş olabilir. ancak bir koreografın yaratıcılığı açısından baktığımda, bana oldukça basit ve klasik göründü sahneye konan bölüm (eser demek istemiyorum bu noktada, ne de olsa bitmiş eser benim izlediğimden çok farklı bir yapıya da sahip olabilir). aydın teker’in en önemli özelliği olan bedenin sınırlarını zorlama araştırmasının “araştırma” kısmı sanki biraz abartılmış, öteye gidilememiş. kendi bedenlerine hapsolmuş dansçıların duvarla ne alıp veremedikleri olduğunu görmeyi çok isterdim. oysa karşımda teker’in koreografisini en iyi şekilde yerine getirmeye çalışan, bırakın zincirlerini kırmayı, zincirlerle bağlanmış olduklarının bile farkında olmayan dört genç dansçı vardı. şimşekler çakmadı, duvarlar yıkılıp yepyeni bir şeyler yaratılmadı. mükemmel hareket etmeleri biz izleyenlerde hiçbir coşku yaratmadı. en azından şimdilik…

bu arada ayşe orhon tiyatro festivali sırasında istanbul’da seyredebildiğimiz hava‘yı da sergiledi anvers’te. mikrofon kullanılan, sesin bütün performansı domine ettiği, monty ana sahne üstüne yerleştirilen tribün sayesinde samimi bir ortamda izlediğim hava bu sefer çok farklıydı. bunda, eminim ki, koreografiye katılan dinamizm kadar doğru mekan ve ortamın da büyük etkisi var.