madlenden sonra – aydın teker

zaman bazı insanları fazla etkilemeden, etkilese de saçını başını duruşunu değiştirmeden, sadece içinde bir şeyleri kırarak, “çıplak gözle” görülemeyecek yaralar, izler bırakarak geçer gider. aradan 15-20 yıl geçse de sokakta gördüğünüzde tanıyabileceğiniz insanlar olduğunu bilmek sakinleştirici, güven vericidir. anne teresa de keersmaeker’in fulya sanat’taki performansın ardından gerçekleşen resepsiyonun olduğu salona adımı attığı anda gördüğü ve “aydın!” diye bağırarak sarıldığı, new york university tisch school of the arts’ta aynı dönemde okuduğu aydın teker bunlardan biri. teker, geçen yıl play in plane ismiyle anvers’teki monty’de sunduğu parçanın bambaşka bir versiyonunu dün sabah küçük bir grup için kendi stüdyosunda sundu. bu sefer duyuruda kullanılan isim üçleme. 

iDANS’ın açılış gösterisi olarak karşımıza çıkan rosas’ın fase: four mouvements to the music of steve reich performansı gibi teker de elindeki malzemeyi üç parçaya bölmüş ve her parçayı ayrı ayrı adlandırmış olarak karşımıza çıktı. birinci bölüm accumulation (yığılma), ikinci bölüm two (iki), üçüncü bölümse untitled (adsız) olarak sunuldu. bir yıl içinde çalışmadan kopmuş iki dansçı olması dışında, duvar kullanımına son verilmiş olsa da, yerini alan beyaz panolar prova-performansa belli bir hareket vermişse de heyecan, enerji, beceri anlamında ne yazık ki pek bir yenilik göremedim. müzikte eseri dramatize ettiği söylenebilecek çağdaş yorumlamanın yerini canlı perküsyon doğaçlama almış, bu da doğal olarak yepyeni bir dramatizasyona sebep olmuş. prova-performansı panonun önce arkasında, sonra önünde, oldukça eğlenceli bir şekilde örgü örerek açan iki dansçı ikinci ve üçüncü bölümlerde neredeyse müzikten doğduğu söylenebilecek bir armoni içinde panoları kâh itiyor, kâh taşıyor, kâh üstünde dengede kalmaya çalışıyorlar. sabah mahmurluğundan mı bilmiyorum bir an bir tiyatro salonunda olduğumu, sisler arasında önlerindeki beyaz panoları iterek ilerleyen dansçılar gördüğümü, o ritüele davet niteliğindeki müzikle birlikte arkadan hoplaya zıplaya gelen çıplak, “carnavalesque” jan fabre dansçıları gördüğümü sandım.
ama hayır yanlızlar, sahne yok ve bende bu hissi uyandıran şey, bu kendisi başlı başına bir performans olabilecek müzik.

teker’in işi halen bitmemiş, arayış halen sürüyor, kendisi artık sadece müzik, ışık, geçişler gibi detayları düzenleyeceğini söylese de bu işin burada bitmeyeceği (hele dünkü yorumlardan sonra) çok belli. hareket ve beden üstüne ince eleyip sık dokuyan, dramaturjiyi, hikayeyi, betimlemeyi boş veren aydın teker’i geri istiyoruz diye bağırıp çağırmak geliyor içimden, ama susuyorum. kendisi yine bunların hepsini boş verdiğini hissettiriyor ama sahneye koyduğu “şey”in buna izin vermediğinden neredeyse habersiz. sahnede kendi hikayelerini kurmaya çalışan başı boş nesneler var ve bazı bazı o kadar güçlü oluyorlar ki göz ardı edilmeleri imkansız.

bir dahaki karşılaşmamızda ne izleyeceğiz bilinmez ama maskelerle başladığı yolculuğu duvarda yürümeye, duvarları panolara taşıyan teker’in tüm arayışlarının hepimizi şaşırtacak bir yerde tamamlanacağı kesin. iyi ya da kötü, eleştirilesi ya da tapılası, sancılı ya da coşkulu, tanık olması keyfili bir sanatsal yolculuk…