Yazar: Y.

  • a dangerous method – david cronenberg

    kabul ediyorum, the artist gibi bir sessiz filmden sonra bol konuşmalı, ve hatta sade konuşmalı a dangerous method‘a geçmek pek akıl karı değildi. ama nereden bilebilirdik ki david cronenberg gibi bir dahinin bu kadar sıradan bir filme imza atabileceğini! sabina spielrein-carl jung-sigmund freud’un 1900lerin başında çok konuşulmuş hasta-doktor ilişkisini lisa appignanesi’nin mad, bad and sad adlı…

  • the artist – michel hazanavicius

    sessiz filmlere karşı özel bir sempati vardır bizim evde. o yüzden modern bir sessiz film olduğunu düşündüğümüz the artist için de daha izlemeden sempati besledik. michel hazanavicius’un oscar alması beklenen filmi güzel olmasına güzel ama sesle olan ilişkisi dışında (bir kabus sahnesinde seslerin birden gelmeye başlaması ve en sondaki bir-iki cümlelik diyalog) modern hayata pek…

  • kara rağmen

    biliyorum, herkes bizim gibi sıcak evlerde, ofislerde geçirmiyor gününü. evsizler, bütün gün açıkhavada çalışmak zorunda olanlar, kara karşı kanat çırpmakta zorlanan kuşlar, yemek bulamayan hayvanlar var. biliyorum, işine yakın yerlerde oturmayanlar için karda kışta evin yolunu bulmak, iptal edilen vapurlara, deniz otobüslerine rağmen dere tepe aşıp yuvaya ulaşmak çok güç. ve biliyorum, bu soğuklar yüzünden…

  • the descendants – alexander payne

    alexander payne filmlerini seviyorum, başrolde hiç bayılmadığım georges clooney olduğu zaman bile! about schmidt ve sideways ile sinema tarihime adını altın olmasa da gümüş harflerle yazdıran payne, kaui hart hemmings’in aynı adlı kitabından uyarladığı the descendants‘ta annenin bir kaza sonucu komaya girmesiyle hayatları “alt-üst” olan hawai’li köklü bir aileyle tanıştırıyor bizi. annenin yavaş yavaş aradan çekilmesiyle…

  • martının düşündürdükleri

    geçtiğimiz yaz fındıklı parkı’ndaki salaş çay bahçesini kendine mesken tutmuş bir martı arkadaş vardı. en son eylül ayında bile oradaydı, yüzü denize dönük öyle hüzünlü bir oturuşu, kanatlarını uçmak istiyor da uçamıyormuşçasına öyle bir açışı vardı ki çay bahçesindekilere sormuştuk derdi ne bu martının, ne zamandır burada oturur diye. hikayesi hüzünlüydü. yavruymuş, kanatları yağsızmış, nasılsa…