Yazar: Y.

  • huhuuuuuuuuuuuuu

    keyfim yerinde çünkü çok güzel bir haber aldım. yaramaz fransız yönetmen michel gondry raymond queneau’nun “yüzyılın en güzel aşk romanı” olarak tanımladığı boris vian’ın günlerin köpüğü romanını sinemaya uyarlıyormuş. 2013 yılında tamamlanması planlanan prodüksiyonda chloé’yi audrey tatou, colin’i romain duris canlandıracakmış. ne kadar büyük bir heyecan ve merakla beklediğimi tahmin edebilirsiniz…

  • ey ahali!

    fark ettim ki camianın bazı aklı evvelleri, “koreografi”ye “kareografi” demekteler. nereden, nasıl bulmuşlar bu kelimeyi bilmiyorum. siz siz olun koreografiyi böyle yanlış yazmayın, kemiklerimi sızlatmayın. “karegorafi”nin ilyas odman’ın 16 şubat kumbaracı 50 gösterisinin duyurulduğu bir cümlede yer aldığını da belirtmek isterim bu arada. popüler mi oluyoruz ne…

  • the man who had his hair cut short – andré delvaux

    oscar filmlerine 1966 yapımı bir flaman filmiyle ara verdik. yönetmen isim itibariyle walon gibi görünüyor ama the man who had his hair cut short flamanca çekilmiş bir film. sight&sound’da methini okuyup büyük bir hevesle başına oturduk ama maalesef hüsrana uğradık. flaman sinemasının neden meşhur olmadığı çok açık. the man who had his hair cut short şiirsel,…

  • war horse – steven spielberg

    tuhaflık bende, ne zaman içinde at olan bir film izlesem hüngür hüngür ağlıyorum. çağan ırmak filmlerinin kitleler üstündeki etkisi neyse, bende de atlı filmler aynı etkiyi bırakıyor. seabiscuit, the horse whisperer, secretariat duygusal olarak beni zamanında hatırı sayılır derecede yormuşken, dün gece steven spielberg’ün oscar adayı filmi war horse‘u izledim ve resmen kendimden geçtim. yapımcılardan ricam, lütfen…

  • mideye oturmak

    “yediğin içtiğin sana kalsın, bana gördüklerini anlat” denir ya, ben de hep bu görüşteyimdir. severim sevmesine ama iyi yemeğe büyük bir düşkünlüğüm olduğu söylenemez. önemli olan ne yediğimden çok kiminle, nerede, nasıl bir ortamda yediğimdir. işte bu yüzden, bu kadar keyif almışken, salt galata’nın içindeki ca’d’oro’da “kazıklandığımı” hissetmek çok koydu. bu kalitedeki bir mekanın üç…