-
life in a day
evdeki film ekimi’ni dünyanın dört bir yanında 24 temmuz’da çekilip youtube’a yüklenmiş videolardan oluşan 2011 yapımı life in a day ile kapattık. life in a day, kısaca, bir montaj harikası. aynı günü dünyanın farklı yerlerinde nasıl bambaşka şekillerde deneyimlediğimizi anlatıyor. tek bir günü, 24 temmuz’u çeşit çeşit dilde, coğrafyada, karakterde, renkte ve ruh halinde izliyor, bazen sokaktaki adımları, bazen çarşafın altında söylenen günün…
-
bizim evdeki film ekimi
10. yıl! yani tam 10 yılını takip ettiğim bir küçük festival. kalbimde ayrı bir yeri olduğu kesin, hem kısa ve öz festivalleri sevdiğimden, hem soğukların istanbul’a yeni gelmeye başladığı günlerde kışa geçişi kolaylaştırdığından, hem de film seçkisini hemen her zaman beğendiğimden. bu seferki film ekimi’ni çok iyi takip ettiğimiz söylenemez belki ama açığımızı evden kapatıyoruz denebilir. sinemada izlediğimiz julia leigh’in…
-
fareli köyde kaval çalmak
gizemli cümlelerimin anlamını çözemeyeceği pek muhtemel olan sevgili çoğunluk! fareli köyün kavalcısı masalını bilir misiniz? hani köyü fareler basar, bir kavalcı da fareleri kavalının müziğinin peşine takarak köyü temizler. bazen öyle “iş”ler geliyor ki başıma hayatta, ben de diyorum keşke sihirli bir kavalım olsa, keşke bizim “köy”deki “fare”leri kavalımdan dökülen sihirli nağmeler eşliğinde ayartsam, çeşit çeşit bahaneyle dolu tüm geçiştirme,…
-
madlenden sonra – ayşe orhon
aydın teker’in şişli’deki stüdyosundan çıktıktan sonra garajistanbul’daki ayşe orhon gösterisine kadar koca bir gün vardı önümde. yağmur keyfimi yerine getirdiğinden belki, başı boş dolanmalar yaptım sokaklarda. aklıma esti, bomonti’deki europe in motion sunumlarına baktım bir saat. sonuna kadar kalamasam da gördüklerim keyfimi yerine getirdi, simon tanguy’in müzik eşliğinde küçük adımlar üstüne inşa ettiği dansı kadar “güzel” bir şey izlememiştim sanki…
-
madlenden sonra – aydın teker
zaman bazı insanları fazla etkilemeden, etkilese de saçını başını duruşunu değiştirmeden, sadece içinde bir şeyleri kırarak, “çıplak gözle” görülemeyecek yaralar, izler bırakarak geçer gider. aradan 15-20 yıl geçse de sokakta gördüğünüzde tanıyabileceğiniz insanlar olduğunu bilmek sakinleştirici, güven vericidir. anne teresa de keersmaeker’in fulya sanat’taki performansın ardından gerçekleşen resepsiyonun olduğu salona adımı attığı anda gördüğü ve “aydın!” diye bağırarak sarıldığı, new york university…