-
Kaldırımda bir kelebek
İstanbul’da günlerim uzun yürüyüşler üstüne kurulu. Dağ başındaki bir arkadaşım “Hareket eden objeler çarpışır” demişti. Ben de mümkün olduğunca çok hareket ederek İstanbul’un enerjisini, kaosunu içime doldurmaya, tanıdık-tanımadık insanlara çarpmaya, karşılaşmaları tetiklemeye çalışıyorum. İşte bu kelebek de Maçka civarında hareket halindeyken bir kaldırımda çıktı karşıma. Önce ölmüş sandım, avucuma alınca canlandı. Öylece kaldırıma bırakmamak için bir ağacın gövdesine koydum, uçtu,…
-
Büyük umutlar
Hiçbir şey beklediğim gibi olmadı. Zannediyordum ki ben inince şehre, havai fişekler patlayacak, tüm arkadaşlarım kapımda sıra olup boynuma sarılacak, muhabbetim bile olmayan mahalle esnafı üç aydır nerelerde olduğumu sorup olmayan maceralarımı anlatmam için ısrar edecekti. Oysa ben dağ başında yeni bir şeyler yaşarken İstanbul’da hayat olduğu gibi devam etmiş. Mahalleme eklenen 3-5 yeni kafe, bar dışında buralarda değişen pek…
-
Kartpostal dünyam
Ben bir kartpostal hastasıyım. Sadece gönderilenleri almayı değil – ki bu ayrı bir yazının konusu olabilir – göndermeyi de severim. Sanırım şimdiye kadar en çok kartpostal trafiğim olan insan dostum İ. Asıl kartpostal meraklısı oydu, bana Montpellier’den, Fransa’nın dört bir yanından gönderdiği, uzun bir mektubu çeşit çeşit kartın arkasına yazıp onları numaralandırdığı seri halen bir kutuda, duvarlarımda, kitapların arasında duruyordur.…