Yazar: Y.

  • Kartpostal dünyam

    Ben bir kartpostal hastasıyım. Sadece gönderilenleri almayı değil – ki bu ayrı bir yazının konusu olabilir – göndermeyi de severim. Sanırım şimdiye kadar en çok kartpostal trafiğim olan insan dostum İ. Asıl kartpostal meraklısı oydu, bana Montpellier’den, Fransa’nın dört bir yanından gönderdiği, uzun bir mektubu çeşit çeşit kartın arkasına yazıp onları numaralandırdığı seri halen bir…

  • Bob Marley

    Bir Bob Marley belgeseli ile noktaladık hafta sonunu. Kevin Macdonald’ın yönettiği 2012 yapımı belgesel sadece Marley’nin hayatını, müziğini değil Rastafari hareketini (ya da ideolojisini) de anlatıyor. Reggae ile ilgilenseniz de ilgilenmeseniz de keyif alacağınız bir müzik belgeseli. Neden derseniz Bob Marley bir reggae müzisyeninden çok ötede, evrensel bir insan. Bunu filmin kapanış jeneriğinden de anlamak…

  • Leos Carax’a devam: Pola X

    1999 yapımı Pola X Carax’ın kariyerindeki beşinci uzun metraj film. Henri Melville’in Pierre: or, The Ambiguities kitabından uyarlanmış bir film. Adını da Melville’in kitabının Fransızcasının baş harflerinden alıyor. Başrolde Gérard Depardieu’nin oğlu Guillaume Depardieu’nün oynadığı, Catherine Deneuve’ün ilk yarısında parladığı film yabancı bir kadının peşine takılıp aristokratik hayatına elveda diyen Pierre’in etrafında dönüyor. Holy Motors ile karşılaştırıldığında, başı-ortası-sonu olan bir hikayeye…

  • Dahi mi Ukala mı: Leos Carax ve Holy Motors

    Önce Joe Wright’ın bir tiyatro sahnesinde çekildi diye bolca bahsi geçen Anna Karenina‘sını, ardından Paul Thomas Anderson’ın Scienthology tarikatının kurucusunu konu alıyor denilen The Master‘ını ve nihayet dün gece de Leos Carax’ın Cannes Film Festivali’nden beri peşinde olduğumuz Holy Motors filmini izledik. Hiçbirinden tam olarak tatmin olmuş sayılmasam da her üç filmin de akılda kalıcı sahnelere sahip olduğunu yadsıyamam.…

  • İçimizdeki hayvana doğru Countdown

    Geçmişte yaptıklarımızın sorumluluğunu alacak kadar cesur muyuz? Sıra itiraf etmeye, arkadaşlarımızla paylaşmaya, hatta mikrofon arkasında yüksek sesle söylemeye geldi mi ne kadarını üzerimize alabiliriz? Ve buradan yola çıkarak, elbette, asıl soru: ne kadar kötüyüz? Dedikodu, yani bir başkasının kötülüğünü anlatmak kolay iş. Hele ki onun kim olduğunu belli etmeden anlatmak en kolayı. Peki ya birisi…