bir ispanyol soylusunu andıran uzun ve manidar ismiyle nazım hikmet richard dikbaş’ın galeri non‘daki yeni eğlenme ve dinlenme biçimleri sergisine bakındık.
tophane’deki galerileri sık sık yolumuz düştüğünden mi, küçük ve sıcak ortamları yüzünden mi yoksa içlerindeki ayrıksı dünyalar nedeniyle mi bilmiyorum, ben çok seviyorum. lüks, steril binalara girme zorunluluğu yok, dışarısıyla içerisi arasında sadece bir adım var, saldırılarda söylenenin tam tersine, bence, bulundukları ortamla içiçe bir varoluş içindeler bu galeriler. dün aldığım duyumlara göre yeni meşhur galerilerin tophane’ye konuşlanmaları da an meselesiymiş. bienal öncesi doğal bir toparlanma ve hazırlık süreci diyelim…
dikbaş’ın karşılaştığım ilk sergisi yine derya demir’in yönettiği, galeri non’dan önceki, mis sokak’ın ilerisindeki galeri splendid’deydi. splendid ismiyle non’dan daha az protest, daha naif çağrışımlar yapıyordu. mekan da eski bir apartmanın birinci katıydı. o zaman dikbaş’ın büyüklü küçüklü çizimlerine uzaktan baktığımı, yazıları çok fazla incelemediğimi hatırlıyorum. akılda kalıcı bir ilk tanışma, mesafeli olsa da…
dün ise özellikle merak ettiğimiz için non’a düşürdük yolumuzu. ve bu kez üstünde, içinde ne yazdığına dikkat ederek baktığım çizimler, resimler bende yine aynı izlenimi bıraktı. bu adamın yaptıklarını yazdıkları için değil çizgileri, karalamaları, içindeki ana özgülükleri, bir derdi olan kalabalıkları ya da yalnız adamları için seviyorum. politik duruşu güzel, yazdıkları anlamlı ama, ben, onlar olmasa da aynı ilgiyle bakardım. hatta o konuşma balonları olmadan da konuşuyor, kendilerini anlatıyor dikbaş’ın çizimleri. balonsuz boşluklar, yazının istila etmediği kareler çok daha anlamlı olabiliyor. halil altındere’nin geçtiğimiz aylarda depo’daki sergide yer verdiği insanlar nasıl bir araya gelir? dörtlemesi de bu sergi kapsamında tekrar görülebilir.
galericilik iyi, güzel iş ama sanki alanlar arasında ciddi yarıklar varmış gibi geliyor bana. belki yeterince takip etmiyorum, kaçırdığım şeyler oluyor ama neden bir gelerideki performanstan bahsedildiği gelmiyor hiç kulağıma, mail kutuma? şükran moral’ın v.i.p. konuklar önünde sevişmesi dışında daha az kışkırtıcı performanslar yeterince ilgi çekmez mi? çağdaş dans-performans dünyası mı ilgisiz ve bilgisiz, yoksa galericiler yani görsel sanatlar dünyası mı? zaten küçücük olan alanları bir şekilde bir araya getirmek, birbirlerini beslemelerini sağlamak daha akıllıca olmaz mı acaba? tophane’de, bu galerilerin az ilerisinde, çıplak ayaklar‘ın dans stüdyosu var. yavaş yavaş gösteriler de yapmaya başladılar orada. hepimiz birbirimizden ne kadar haberdarız acaba… merak ediyorum…
