Kategori: sinema

  • The Flowers of War – Yimou Zhang

    Christian Bale’in başrolde olduğu Yimou Zhang filmi The Flowers of War filmini vizyondayken yakalayamadığımıza üzülmüştük, sonra da unuttuk gitti, ta ki dün akşama kadar. Japonlar’ın Çinliler’e ettiklerine en son Chuan Lu’nun filmi Nanjing! Nanjing! City of Life and Death‘de tanık olmuştuk. Yimou Zhang Amerikalı bir oyuncuyu oynatarak konuya biraz daha ticari bir giriş yapmış. Nitekim, an itibariyle The Flowers…

  • The Servant – Joseph Losey

    Her türlü hizmetkara alışmıştık da böylesini görmemiştik. Dirk Bogarde’ın başrolde olduğu, Robin Maugham’ın kitabından Harold Pinter’ın senaryolaştırdığı ve Joseph Losey’nin yönettiği The Servant efendi-uşak ilişkisini ters köşeye yatıran bir siyah-beyaz sinema klasiği. The Remains of The Day‘in evin Amerikalı beyinden daha centilmen, daha kibar İngiliz uşağı Mr. Stevens, Downton Abbey‘nin efendilerine hayran ve itaatkar uşakları, Le Journal d’une Femme…

  • To Rome with Love – Woody Allen

    Woody Allen’ın son filmi. Üstad kendini bu sefer Roma semasına bırakmış. Sonuç: biraz fazla turistik reklam kokan bir film. Allen’ın etrafında çok mu şakşakçı var, yoksa bir ölüm paranoyasına kapılıp kafasındaki tüm fikirleri bir an önce hayata geçirmek için son çırpınışlarını mı yapıyor bilmiyorum ama bir mola vermesinde fayda var. Film dört birbirinden bağımsız hikaye…

  • Rising ve Araf üstüne

    ,

    Bu haftasonu sanatsal açıdan çok keyifsiz oldu. Cumartesi gününü iDANS’ta Aakash Odedra’nın Rising gösterisiyle, Pazar gününüyse Yeşim Ustaoğlu’nun Araf filmiyle kapattık. iDANS bir fikir aklına girince onu bedeniyle ifade etmeden duramayanların festivali benim için. Her işin, her hareketin ve hatta her kelimenin altında bir bit yeniği aramak gerekiyor. Seyirci olarak büyük sorumluluk ve yük altındasınız çünkü öyle koltuğunuza…

  • iklimler – nuri bilge ceylan

    kışı özleten film… bir kadın ve bir erkek ne kadar bambaşka yaşıyorlar ilişkileri ve bazen yalan söylemek, uzaktakini arzulayıp onu hemen yanında bulduğunda dönüp suratına bakmamak, aslında ne “bok” olduğunun farkında olup egolarının esiri olmak ne kadar kolay, ne kadar olası. içimi üşüttü, ellerimi hohlayıp penceremden düşen kar tanelerini hayal ettim ve rüyamda çimenli tepeciklerin üstünde…