Yazar: Y.

  • 31. istanbul film festivali – 1

    ,

    festival keyfimiz henüz yeni başlamışken yazmamak olmaz. hafta sonu önce nişantaşı’nda pawel pawlikovski’nin gizemli kadın filmini, ardından içimdeki nostalji canavarının ağına düştüğümden theo angelopoulos’un kumpanya‘sını izledim. dün de werner herzog’un uçuruma doğru filmiyle günü noktaladık. gizemli kadın ethan hawke hatrına izletti kendini, yoksa kötü bir senaryonun ağına düşmüş bu film herhalde hiçbir şekilde karşımıza çıkmazdı.…

  • cesarete övgü

    hafta sonu kendimizi güneşli istanbul sokaklarına atınca, artık sergileri hafta içi iş çıkışı gezelim dedik. bence iyi de ettik çünkü böylece hafta sonu galerilere akın eden kalabalıktan uzak sakin sakin gezebildik. ilk durak arter’deki mona hatoum’un ben hâlâ buradayım sergisi, ikinci duraksa salt’taki i decided not to save the world ve istanbul eindhoven saltvanabbe post ’89…

  • gelecek hafta: istanbul gösteri sanatları platformu

    ,

    sessiz ve derinden ilerleyen perform 2012 grubu 5-8 nisan arasında istanbul gösteri sanatları platformu’nu gerçekleştiriyorlar.  gösteriler dışarıdan katılıma açık mı, bilet satışı yapılacak mı bilmiyorum ama istanbul’da bu alanda ne olup bitiyora çok genel de olsa bir cevap verebilecek nitelikte bir program var. gerisi de meraklısına, didiklemek ve keşfetmek isteyene kalıyor denebilir. çoktan organize edilmesi…

  • ses çıkarmak üzere yazılmış bir mektup

    ,

    mektubu okurken istanbul 2010 kapsamında garajistanbul’a gelen amerikalı sanatçı claude wampler onbinlerce euro’yu cebine indirirken, proje katılımcılarına 7 gösteri ve provalar karşılığında 200tl verildiğini günler geldi aklıma… herkes hiçbir şey beklemezken 200tl alabildiği için nasıl da mutlu olmuştu! bizde böyle bir duruma tepki veren çıkar mıydı acaba? http://www.artinfo.com/news/story/751666/an-open-letter-from-a-dancer-who-refused-to-participate-in-marina-abramovic%E2%80%99s-moca-performance mektuptan beğendiğim bir bölüm:“The time has come…

  • bir intiharın yakınından geçmek

    ,

    bütün gece bunu düşündüm: intiharın genel provası. sırp yazar duşan kovacevic’in şehir tiyatroları tarafından sahnelenen oyununu izlemedim, hayır, ama dün cevahir avm’de bir intihar gerçekleşirken oradaydım. “intihar”la olan tüm ilişkime rağmen yanından geçip gittiğimi, dikkat etmediğimi düşünüyordum. yanılmışım… bir pazar günü, hava pırıl pırıl güneşliyken avm’de işin ne derseniz, yolum düştü işte demekle yetinirim. kuru…