Bir dağ başındayım, ondan sesim soluğum kesildi. Etrafım yesil dağlar, işi gücü dünyadaki su kaynaklarını tüketmek olan golf sahalarıyla çevrili. Günüm bir odacıkta onu, bunu, şunu nereden almalı, bu sorunu nasıl çözmeli sorularının cevaplarını aramakla geçiyor. Evden çıktığımda parlak Ege güneşi, bulutsuz Ege göğü ve buz gibi dağ havası karşılıyor beni. Sonra onları dışarıda bırakıp kutuma giriyor, dünyayı arada bir ziyaret ettiğim web sitelerinden takip ediyorum. Özlem baş rolde ama özlem iyidir bazen. İnsan özlemeden kıymetini anlamaz elindekilerin. Mayıs ayına kadar böyle devam…
Ve ben küçük odacığımda, sabah 8-akşam 8 kendi dünyamda debelenirken Butch Morris geçtiğimiz salı günü hayata veda etmiş. Ne İstanbul’daki son günümde izlediğim Pablo Larrain’in son filmi No – ki çok beğendim – ne de dün gece çaresizlikten ve meraktan küçük bir bilgisayar ekranında izlediğim Django Unchained beni bloguma iki satır yazmaya teşvik edebilmişti. Butch Morris ise özel bir isim, kişisel olarak tanımasam da İstanbul’daki macerasına dolaylı olarak tanıklık etme fırsatım oldu, iyi ki de olmuş…
Bilgi Üniversitesi’ndeki yılları sırasında Morris’le birlikte çalışmış olan Murat Opus’un 2004’te kurduğu Rythm and Mood Orchestra Morris’in kurallı, şefli free jazz tekniğini uygulamaya çalışıyordu. İstanbul’da en çok çaldıkları yer, o zamanlar henüz bu kadar popüler olmayan Peyote’ydi. Çok sık karşılaşılmayacak, kaosun içine düzen sıkıştırmaya çalışan heyecan verici bir gruptu, ortaya çıktığı gibi sessiz sedasız köşesine çekildi. Morris’in ölüm haberini okumak beni grubu konserden konsere izlediğim günlere götürdü…
Rythm and Mood Orchestra’nın müziklerine buradan ulaşılabilir: http://www.myspace.com/rhythmandmood
