1927 yapımı bir başyapıt Sunrise: A Song of Two Humans. Murnau’nun 85 yıl önce çektiği filmi dün akşam huşu içinde izledik.
Hikaye basit: mutlu bir çiftçi ailesi. Adam neden o sırada köyde olduğunu bilmediğimiz bir şehirli kadına aşık oluyor ve kadın onu çiftliğini satıp birlikte şehre taşınmaları için ikna etmeye çalışıyor. Aradaki tek pürüz adamın karısı, onun yok edilmesini planlamak da şehirli kadına düşüyor. Adamın tek yapması gereken planı uygulamak, peki o bir zamanlar sevdiği kadını öldürebilecek kadar kalpsiz mi?
Elbette bir sessiz film, elbette siyah-beyaz ve emin olun Hazanavicius’un The Artist‘inden çok daha etkileyici. O zamanların teknolojisiyle ne büyük bir emekle ve yaratıcılıkla yapıldığı belli olan bir yığın sahne var: adamın ikilemde kaldığı bir anda sol omzunun üstünde şehirli kadının görüntüsü beliriyor, bir kare sonra kadın sanki adamın dizlerine kapanıyor, ona sarılıyor. Alman dışavurumculuğunun tepe noktası yaptığı anlar bunlar. Sunrise’ın bazı kaynaklara göre en iyi sessiz film olduğunu da söylemek gerek.
Imdb.com sitesinde filmle ilgili o kadar çok ilginç not var ki hepsini kopyalamaya imkan yok. Örnek vermek gerekirse film Fox stüdyolarının üstüne müzik eklenmiş olarak sunduğu ilk filmmiş ve orijinal negatifleri 1937’de bir yangında yanmış. Üst üste bindirilmiş görüntülerse kamera üstünde karenin bir kısmı çekilip diğer taraf kapatılarak ve aynı film tekrar kameraya konup bu sefer ters taraf kapatılarak yapılmış. Okumaya devam etmek isteyenler buraya tıklayabilirler. Filmle ilgili bir başka yazıya da buradan ulaşılabilir.
Sessiz filmleri oldukça “sesli” yani konuşarak izlediğimiz çok olmuştur bizim evde. Sunrise bizi öyle bir içine aldı ki ilk dakikalardan sonra filmin müziğinden başka bir şey duyulmadığını fark ettim. Listemde daha bir sürü izlenmeyi bekleyen sessiz sinema başyapıtı var ama bakalım bu hızlı Ekim günlerinde ne zaman perde karşısına geçebileceğiz bir daha…