hayat var – reha erdem

reha erdem’in son filmi, 2010 yapımı kozmos 15 haziran’da ingiltere’de vizyona girdi ve hemen ardından da trevor johnston imzalı, filmi yere göğe sığdıramayan bir eleştiri geldi. filmi ilk çıktığı günlerde izlemeye çalışıp mistik havası ve fazla dinli baş karakterinden rahatsız olunca beyaz perde karşısında uyuklamayı tercih etmiş bir izleyici olarak, erdem’in önceki filmi, 2008 yapımı hayat var‘ın peşine düştüm. herkes gider mersin’e ben giderim tersine: hayat var senaryosunda en küçük bir climax bile barındırmasa da kozmos‘tan daha etkileyici bir film bence.

14 yaşında bir genç kız, elit işcan’ın mükemmel oynadığı hayat baş karakterimiz. ne okulda ne de evde, bulunduğu hiçbir ortama uyum sağlayamıyor. mesleği balıkçılık olan ama teknesiyle istanbul boğazı’nda balıkçılık dışında her türlü “ticaret”i yapan babası ve yatalak, astımlı dedesiyle birlikte yaşıyor. okulda başarısız. film her an hayat’ın bir bowling for columbine vakası gerçekleştireceğini düşündürtüyor ama hayat böyle bir trajedi gerçekleştirebilecek kadar da “uyumsuz” değil (bu, film için iyi mi kötü mü emin değilim!) filmin arka planında hayat’ın kendi kendine mırıldanışları ve makineli tüfek, bomba, savaş uçağı sesleri var. hem birkaç yıkık bina, ıssız sokak dışında etkilerini pek görmesek de hissettiğimiz bir savaşta gibiyiz, hem de bir çocuğun kafasının içindeki dünyanın tam ortasında. hayat her şeyi öylesine içine atıyor, o kadar az konuşuyor ki, içinde bir savaş kopuyor olması muhtemel.

filmin görüntü yönetmeni florent herry, senaryoda eksik kalan climax’i istanbul’u aşina olduğumuzdan bambaşka bir gözle sunduğu görüntürleriyle, bir nevi izleyiciyi hipnotize ederek bertaraf etmeye çalışmış. iki saatten daha kısa bir film izliyor olsaydık kanabilirdik ama hayat’ın başına gelen arabesk olaylar silsilesi arabesk müzikle de birleşince hayat var‘da türk filmi izleyen, evde kalmış, hayat’la hemen hemen aynı kaderi paylaşan yan karakter kamile ile özdeşleştirildiğimizi hissettim bir an. hayat var senaryosundaki büyük deliği kapatmanın yollarını sunumda bulmuş gibi görünüyor ama keşke daha etkili yöntemler (örneğin senaryo üstünde tekrar çalışmak!) uygulansaymış da bu büyük emek heba edilmeseymiş. sonuç: akılda kalıcı ama “düz” bir film.