atlantic city – louis malle

klişe bir soru vardır ya hani “en çok sevdiğiniz film/kitap ne?” diye. ben bu sorulara genelde verecek cevabı olmayanlardan, sevdikleri arasında hızlıca bir analiz yapıp “en çok sevdiği”ne ulaşamayanlardanım. genelde hazır cevap olmadığımdan belki de… klişe soruların klişe cevapları olur diyebilirsiniz, bense saçma bir şekilde bunu önemser, her karşılaştığımda kafaya takarım. birkaç yıl önce en azından “en çok sevdiğim film” sorusunun cevabını kendi kendime vermeyi başardım: louis malle’in l’ascenseur pour l’échafaud (darağacına asansör) filmi. l’ascenseur pour l’échafaud müziklerini miles davis’in yaptığını öğrendiğim günden sonra aramaya başladığım (yaklaşık on yıl önce), izledikten sonra başa alıp alıp bazı sahnelerini tekrar izlediğim, sonrasında miles davis’in müzikleri filmi izlemeden yaptığını öğrendiğim ve daha da hayran olduğum bir film oldu. öncesinde ve sonrasında louis malle ile çok uzun saatler geçirdim. çektiği her film benim başyapıtım olmasa da bazı yönetmenleri çektikleri tek bir filmden ötürü “yaptığı her iş izlenesi” kategorisine alırım ve arşivimde en az eric rohmer kadar geniş bir klasörü – ki onu da la boulangère de monceau ile bu kategoriye dahil etmiştim – bu içli fransız yönetmene ayırdım. henüz her yaptığını izledim diyemem ama keyfini çıkara çıkara ara sıra mutlaka döndüğüm bir büyük yönetmen louis malle.
malle’in fransa’da çektiği filmler kadar okyanusun diğer ucunda amerika’da çektiği filmler de filmografisinde hatırı sayılır bir yere sahip. hissiyat, bence, fransızca filmleri kadar derin olmasa da alelade bir amerikan yönetmenin elinden çıkmadığı ayrıntılarda gizli olan bu “amerikanca” filmlerden birine denk geldik dün akşam: 1980 yapımı atlantic city. susan sarandon, burt lancaster ve bir yan rolde michel piccoli’yi buluşturan, kumarhane-para-aşk rüyaları kurduran, “erotik” olmasa da tuhaf bir erotizm içeren, amerikanca rüyaları fransızca duygularla bütünleştiren, her sahneye özenle katıştırılmış müzikleriyle keyfinize keyif katacak dinamik bir film. kumarhanelerde çalışıp dünyayı gezmeyi, çok para kazanmayı hayal eden sally’yi oynayan susan sarandon’ın esrarengiz “limonlanma” sahnesiyle açılan film, sally’yi pencereden izleyen silik bir gençlik geçirmiş yaşlı komşu lou’nun başına devlet kuşu gibi konan bir kokain işinde başına gelenler ekseninde ilerliyor. filmin tanıtımı için kullanılan bir cümle özellikle hoşuma gitti: “she made him become what he always wanted to be – a lover, a hero, a rich man…and a killer!”
iyi kalite eğlencelik istiyorsanız atlantic city kesinlikle doğru film. hem baş döndürücü susan sarandon’ın “limonlanma” seansının büyülü gizemini de filmi izlemeden çözmenize imkan yok. 

Comments

Şuna bir yanıt: “atlantic city – louis malle”

  1. danzon Avatar

    atlantic city ile lou'nun geçkinliklerinin (ve son demlerini yaşıyor olmalarının) mükemmelen örtüştüğü, hüzünlü ve imkansız bir aşk hikayesi benim için “atlantic city”.

    limonmuymuş sarandon'un vücuduna sürdüğü, ben hep portakal zannetmiştim :)