evet, bütün coşkusuyla bir kez daha film festivali başladı. benim gibi fazla işi gücü olmayanlar için gündüz seansları altın madeni gibi. sadece 4tl vererek bir sinema salonuna, kalabalığın arasında bir koltuğa gömülüyor, hiç arasız film izlemenin keyfini çıkarıyorum. belki 5-10 yıl önceki gibi rekora koşan bir seyirci değilim ama artık sürprizlere daha açık olduğum kesin. kitapçığı hiç elime almadan, o saatte hangi film varsa giriyor, karşıma ne çıkacak, hangi hayatların içine sürükleneceğim diye heyecanla bekliyorum.
haftasonu karşıma önce kahve-hayalle gerçek arasında çıktı. sonra da ekim. özellikle ikincisinden fazlasıyla zevk aldığımı söyleyebilirim. daniel vega vidal’in yönettiği 2010 yapımı peru filmi, meraklandığımız başka dünyalara bir bakış atmamızı sağladı. cannes’da belirli bir bakış jüri özel ödülünü kazanan ekim, inanç ve umut üstüne kurulu, kesin bir sonuca bağlanmadan, açık ama umut dolu biten bir film. başka bir gösterimi varsa mutlaka yakalayın.
kahve-hayalle gerçek arasında ise yine bambaşka dünyalara götüren sekiz farklı yönetmenin sekiz kısa filminden oluşan, sinema sanatını pek yüceltmeyen bir toplamaydı. ne söylediğine takılıp nasıl söylediğine bakmayanlardansanız, hoşunuza gidebilir. israil-filistin topraklarından kahve üstüne hikayeler sunan sekiz film, sinematografi açısından zayıf olsa da, savaş dolu topraklardan farklı insanlarla tanışmayı sağlıyor.
bugün bakalım ne çıkacak karşıma festival kutusundan…
ps: danzon blogunda eski film festivali hikayelerini, çizelgelerini yayınlıyor birkaç haftadır. geçenlerde eski kutuları boşaltırken benim de elime geldi eski kitapçıklar ve buruş buruş çizelgeler. devlet tiyatroları’nın programları, oyun kitapçıkları hep çöpe gitti de o film festivali broşürlerine kıyamadım. kutulara aynen geri koydum. az mı uğraşırdık o filmleri seçmek, o saatleri uydurmak, 3-4 filmi beynimiz sulanmadan bir günde izlemek için!
