iDANS’ta 4. geceyi geride bıraktık lotte van den berg’in spaar ze performansı ile. cumartesi gecesi izlediğim hooman sharifi’nin god knows, the mother is present but they no longer care performansı beni hiçbir yere sürükleyemediğinden kelimeleri biraraya getirip de okunabilecek bir şey yazamadım ne yazık ki. bu akşam ise sahnedeki 8 dansçı 75 dakikanın nasıl geçtiğini pek hissettirmediler bize.
nasıl mı? dans ederek! 8 genç beden sahnede hemen hemen 60 dakika boyunca atladılar, zıpladılar, bedenlerini tükettiler (spaar ze harcama demekmiş bu arada), dans ettiler. hiç durmadan, neredeyse hep aynı hareketi yaparak, birbirleriyle hemen hiç iletişim kurmadan (bir öpücük, bir askısı düşen tişörtü düzeltme, bir sahneyi terk eden dansçıyı geri gelmeye ikna etme, muz isteyen var mı diye sorup domates dağıtmak dışında), yorulmadan, bangır bangır tekno müzik eşliğinde dans ettiler. kafamız ütülendi, ne zaman bitecek, ne olacak, araya ne girecek diye düşünür olduk. ama bu müzik, bu tükenmeyen enerji, bu tekdüze hareket o kadar uzun sürdü ki sonunda pes ettik. artık önümüze ne konulsa kabul edecek durumdaydık. bir ara esnemişim, ağzım açık kalmış örneğin. sandım ki müzik değişti, bir şeyler oluyor. yavaşça kapanınca ağzım, anladım ki hayal görmeye de başladık, değişen bir şey yok ne de olsa. sonra sanki biri fişi çekti, her şey durdu. sahnedekilerle eşittik bu kadar uzun süre aynı ortamı paylaştığımız için belki. ne yapacağımızı şaşırdık. hani kızlardan biri başından aşağıya boca etti ya bir şişe suyu, sanki bizim omuzlarımızdan döküldü sular aşağılara.
lotte van den berg’in küçük dehası da burada çıktı işte ortaya. müzikle birleştirdi bizi (sadece tekno değil, performansçıların hep birlikte söyledikleri we love you hardcore, gitar eşliğinde söylenen şarkı), ve normalde rahatsız olabilecekken bu kadar delice bir tempodan, meraktan yerimizden kıpırdayamadık. kıpırdamadıkça içine girdik, sahnedekilerden biri olduk. öyle olunca da hem şaşkın şaşkın durduk, hem beklenmedik bir “i love you!”ya güldük, hem de müzik tekrar yükseldiğinde gitmekle kalmak arasında tereddüt ettik. garajistanbul’dan çıkarken sadece müziğin etkileyiciliğinden midir (!), yoksa bir saati aşkın dans etmiş kadar olduğumuzdan mıdır nedir, çok yorgunduk.
böyle bir performansı devasa şehir istanbul’da başka hangi festivalde, hangi mekanda izleyebiliriz? izlemesek de olur muydu? e olurdu tabii ama iyi ki izledik de uçlarda gezinme, bedeni yorma-yıpratma çabalarına, schwalbe adlı genç topluluğunun dans aşkına şahit olduk. böyle çılgınlıkları, kırılma noktalarını merakla ve biraz sıkıntıyla beklemeyi, bağırış çağırışı seviyorum. bakalım daha neler göreceğiz…
