iyi ki ilk gecenin hayal kırıklığı ile yazmamışım çünkü ikinci gece ilkini tamamen unutturacak kadar büyüleyiciydi.
ismet sıral creative music studio’da dün gece sepetçiler kasrı’nda müziği en özgür halini dinledik, müziğin en özgür, en deli adamlarını aynı sahnede izledik. john zorn, erkan oğur, karl berger, ravi chary ve marc ribot bunlardan sadece birkaçı.
müzikle ilgili konuşmak da yazmak da zor geliyor. hissettirdikleri, zamanı, mekanı, son haftalarda uğraştıklarımı o kadar unutturdu ki bana, o anı yaşamamış olanlara anlatmak imkansız. bir ara gözlerimi kapadım, sahneden gelen seslere iyice bıraktım kendimi ve ne kadar şanslı olduğumu, bu geceyi, bu anı yaşamanın ne kadar müthiş bir şey olduğunu düşündüm. önceki akşamki yersiz yurtsuz, sahnede eğreti bir şekilde sağdan sola giden, bağırıp duran seyyar satıcılar, her konser öncesinde bizi yarım saat saçma sapan bir video ile meşgul eden, uzun konuşmalar yapan organizasyon, “en güzel aşklar mısırla başlar” şarkısıyla kulaklarımızı hafifçe tırmalayan ayşe tütüncü bütün önemini yitirdi.
demek ki organizasyonun çöktüğü noktada sanat tüm olumsuzlukları görünmez kılabiliyormuş. demek ki içeride içki satılmaması, gecenin oldukça geç başlaması, önceki gece rahatça kurulunan çimenlerin şu anda ıslak olması, bir hoparlörün azıcık cızırdaması, her şey müziğin gücünde eriyip gidiyormuş. bu geceki masada konserini de heyecanla bekliyorum şimdi. ayrıca çok kalabalık olmayan ve sadece ilgilenenlerin katıldığı bir ortamda konser dinlemenin zevki çok başka oluyormuş, tamamen unutmuşum…
son bir not: istanbul 2010 ajansı sonunda doğru düzgün, aldığı tüm desteği sonuna kadar hak ediyor gibi gözüken bir projeyi desteklediği için umutlandım. acaba yılın son 4 ayında başka güzellikler de mi izleyeceğiz?!